16
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
340
Okunma
Yorgun yüreğim…
Bir film gibi akıyor ömrüm;
sahneler eksik, replikler yarım.
Bazı günler kendime bile yabancı,
bazı anlar sisli bir geçit gibi.
Kimse bilmez ki içimde kaç perde çöktü,
kaç ışık söndü,
kaç umut son kez el sallayıp
geceye karıştı.
Arada,
çocukluktan kalma bir ses
bazen ansızın dokunuyor omzuma:
“Koş,” diyor, “koş…
Düştüğün yerden utanma,
çünkü kalkınca daha iyi öğrenirsin yürümeyi.”
O sesle büyüdüm işte.
Ama içimde hâlâ toprak kokusunun izini süren
o masum çocuk var.
Ah, bir kez daha
bir rüzgâra tutunup gülseydim,
hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanarak…
Memleketi düşünüyorum sonra;
uzakta, bir dağın yamacına çöken sislerin arasından
evimize dönen o çocukluğum gelir aklıma.
Bu öyle bir duygu ki:
annemin sesi kadar sıcak,
eski bir yol kadar yalnız…
Düşüncelerim sıkça oraya gider;
gençliğimin delikanlı adımları
o taş yollarda hâlâ koşar adım sanki.
Biz,
o vakitler ne çok inanırdık
yarınların bizi yarı yolda bırakmayacağına.
Ve bir an,
kendi kendime fısıldadığımı duyuyorum:
“Kırılmaktan korkma…
Her çatlak, ışığın içeri sızdığı yerdir.”
Düşmekten çekinme artık;
çünkü düştüğün yer,
kendi gerçeğini en çok gördüğün yer oluyor bazen.
İçimde bir ses daha:
“Kendine dön,
çünkü en uzun yolculuk
kendi içine yaptığındır.”
Ne çok susmuşum, ne çok biriktirmişim…
Şimdi anlıyorum:
insanı en çok kendi içindeki sessizlik büyütüyor.
Ve ömür devam ediyor işte;
eksik sahnelerle,
yarım kalmış gülüşlerle,
dudakta asılı kalan cümlelerle…
Biliyorum, bir gün
perde yeniden aralanacak;
bir ışık düşecek yüzümüzdeki gölgelere.
Belki tamamlanır bir replik,
belki yıllar önce yarım kalan bir umut
yeniden nefes almaya başlayacak.
Yorgun yüreğim…
Sen yine de pes etme;
kader senaryoyu bozsa bile
biz yeniden kurarız sahneyi.
Ve bir gün,
bütün yorgunluğuna rağmen
içindeki o çocuk
yeniden gülmeyi hatırlar.
5.0
100% (27)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.