17
Yorum
32
Beğeni
5,0
Puan
265
Okunma
Zaman akıp gidiyor,
bizse peşinden savrulmuş bir ömür taşıyoruz.
Çağ büyüyor, şehir genişliyor,
ama öz eksilirse, ruh soldurulursa
elde ne kalır?
Anneye hürmet unutulursa,
babaya yaslanmak ayıp sayılırsa,
ecdadın duası taşlara hapsolursa,
geçmişin kokusu sokağın rüzgârından silinirse
elde ne kalır?
Biz zamanı uyutup,
eskiyi “yük” diye un ufak edersek,
yeniye tapar,
kökümüzü hiçe sayarsak,
yarınların hafızası olmaz çocukların;
bir masal bile kalmaz anlatacak.
O zaman söyleyin…
elde ne kalır?
Dürüstlüğü öğretmezsek,
güzelliği göstermeyi unutursak,
doğruluğu yalnızca kitaplara bırakırsak,
yüreğin eğitimini unutur da
sadece sınavları konuşursak,
çocuklarımız büyür belki…
evet, unvanları olur,
kariyerleri parlar,
ama adamlığı ekmediysek yüreğe
elde ne kalır?
Geçmişe özlem taşıyan bizler,
geleceğe temenni bırakan yorgun kalpler,
nefsini güzelleştirmeyi unutan
ama güzelliğe muhtaç ruhlar…
bir gün sorarız kendimize:
“Neyi bıraktık da bu kadar savrulduk?”
“Hangi kapıyı kapattık da ışık düşmedi içeri?”
Unutma;
bir toplum, çocuklarının kalbine ektiği kadar yaşar.
Söz dua olur,
dua yol olur,
yol insanı tamamlar.
Ve insan özüyle yürür;
özü giderse
elde ne kalır?
Şimdi gel,
yeniden başlayalım.
Nefsimizi güzelleştirelim,
kalbimizi temizleyelim,
çocuklarımıza yalnızca başarı değil,
insanlığın ağırlığını bırakalım.
Çünkü maneviyat sönerse,
tarih göçerse,
saygı biterse,
geçmiş susarsa…
elde ne kalır?
Ve ben,
sesimin yettiği kadar haykırıyorum şimdi:
İnsanı koruyalım ki
yarın bizi korusun.
Çünkü bir gün,
hepimiz aynı sorunun gölgesinde kalacağız:
Ve bil ki—
eğer kalbimizi kaybedersek
geri döndüğümüzde elimizde
ne bir gelecek kalır,
ne bir iz,
ne de bizi biz yapan o kadim ses…
Sonunda geriye,
yalnızca bir çığlık kalır:
“Elde ne kaldı !”...
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.