11
Yorum
35
Beğeni
0,0
Puan
402
Okunma
acısını ovuşturan yüreğim
küsmelerin kirpiğine takılan nem-i demdir
sığlığında bir fanus, içinde görkemin esareti;
öyle süslü ki
kanmaya yer arayan bir nehir olup akabilir sesim
oysa sesine yabancı bir nefesim
ben düşledim ben,
yüreği öpülesi karanlığını
son mahşerin avlusunda bağdaş kursada yüreğim
kabuğundan sızan ve sığınan bir eşik
öyle ölüm kokuyor ki bakışları
meddcezir deviniminde lavanta kokuyor duvarları
dökülen anılara inat kamburuna diz çökmüyor şafak
bırak dediğim yerde devr-i alem sancısında zaman
-narin bir esintinin peşine takılan düş gezgini
-heyy nereye
-hücrelerin nefes aldığı bir rivayetin göğsü kafesine..
-sırlanmış bulutların çapraz ateşine,
-yüzgeci çürümüş solungaç nehrine,
-sığlığımda ki esaret bahçesine;
-demeseydi keşke;
-dedi işte!
çıkılan yolun heybetinde labirent bağlarına düşüyor esaretim
dağların izsiz nefesinde öyle hür ki sesim
öyle hür ki uçurum ağzında süzülen yankım
âlâ ben düştüm ve hala ben düşlüyorum
adım, adın, yüreği öpülesi karanlığım
yine beni bulur
-Nal bahçesine düşer mi şans!!!
-Düşmüyor işte ...
Hepsi bu.
~°~
~°~
~°~