2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
225
Okunma

BİLSEYDİM
Ne çok hüküm giymişim meğer,
Meğer ne çok öfke saklıymış sende.
Can’da gül iken, hangi ara dikenlere kan oldum?
Hangi ara bittim sende; hangi ara faili meçhul bir sızıya daldım?
İhaneti bir mühür gibi basışındı asıl yara,
Ben sadakat kuyusuna yıldızlar düşürürken.
Sesim dağlardan döndü de sen duymadın,
Sen bir tohumdun; hiç açmayacak güllerle beni uyutan.
Kalbimin aynasında çatlayan bir ışık şimdi ihanet,
Sadakatse o kırığın kenarında solan bir çiçek...
Dokunsam, ruhumun dumanı uçuşur parmaklarımdan;
Ateşe su taşırken anladım: Su bile yakarmış insanı, umut ektiği yerden vurulunca.
Kimseye kırılmıyor, kimsede kusur aramıyorum,
Beni kahreden, bu zindanı kendi ellerimle örmemdir.
Herkesi kendim yücelttim, başıma taç ettim;
Zarar elden değil, can bildiğimdenmiş meğer.
Yoruldum...
Her sabahın sessizliğinde adıma dokunan rüzgâr ağlıyor.
En ücra köşelere çekilip kaybolmak istedim,
Sustum... Sustum sessiz çığlıklarla dolu gecelere.
Ateşe düşen mektuplar gibi yandı yüreğim,
Harflerim kor sancısıyla savrulup eridi.
Şimdi savur küllerini Gülizar’da dökülen yapraklar gibi;
Her biri seni hatırlatsın, her biri beni yeniden yaksın.
Binbir heyecanla yazılan mektupları yakmak,
Söyle, bu da mı sevdaya dahil?
Hayır! Bu düpedüz aşka saygısızlık.
Sorgusuz, hesapsız, sadece seni yaşamak varken...
İçimde bir yer var, adı hâlâ sen kokan,
Ama her nefeste biraz daha eksiliyor umutlar.
Bir duanın yarısında kaldım;
Yarısı sendin, diğer yarısı beddua gibi...
Şimdi sevdanın en derin, en dilsiz acısındayım,
Karanlık pusuda; kalemim kan, kâğıdım yara.
Ben seni başıma taç, ömrüme can etmişken;
Senden eksilişime üzüldün mü sahiden?
Yoksa gidişimi,
Sıradan bir mevsimin solan gülü mü sandın?
GÜLCAN ŞAHİN
5.0
100% (6)