3
Yorum
21
Beğeni
4,9
Puan
425
Okunma

Oysaki,
Bölüşebilirdim bir kenarından ömrümü;
Ekmek gibi değil;
Aç bir yoksulun duasına düşen lokma gibi,
Kendimden eksiltip sana sunardım kalanımı.
Dudakları çatlamış bir toprağın imdadına yetişen,
O ilk yağan yağmur kadar bereketli,
Bir kabulle damardım sana.
Ve inan sevgili,
Sevebilirdim zar olmuş ruhumla seni;
Sandık sandık biriken sancılarını,
İçini kemiren suskun sanrılarını…
İçinde solmuş,
Zamanın hoyratlığına direnmeyen neyin kaldıysa,
Yek yek diriltirdim,
Pay biçerek ömrümden, benliğimden...
Hülasa sevgili,
Bir adım öteye geçemedi duyulası sesin;
Bir feryada,
Bir figana evrilmedi suskunluğun.
Öylece kala kaldım,
Hınca hınç bir yalnızlıkla,
Bir kalabalığın orta yerinde.
Artık kimsenin kimsesi değilim sevgili;
Ne menzilimde yolumu gözleyen bir çift göz var,
Ne de eşiğimde sesime kesilen bir kulak.
Yankısız bir gürültü gibi kaldım toprağın yüzünde.
Şimdi hangi şiirin canını okuyup sorguya çeksem,
Adın, eşkalin düşüyor zabıtlarıma usulca.
Hangi aynaya baksam,
Yüzüme sinmiş bir yokluk kokuyorsun.
Ve ben sevgili,
Bir tülbent gibi sarıldım yokluğuna;
İnce, saydam ama yırtılası bir hasretle.
5.0
88% (7)
4.0
12% (1)