1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
92
Okunma

VAROLUŞ YANKISI..
Bir gece yarısı değil,
Belki tam öğle vakti, güneş en tepedeyken,
Kalabalığın ortasında, tanıdık telaşların içinde
Durdum aniden.
İçimde bir fısıltı değil, yankılanan bir soru:
Var mıyım?
Bu koşturmaca, bu sesler, bu aceleci yüzler,
Dokunduğum bu asfalt, soluduğum bu şehir kokusu,
Gerçek mi?
Yoksa ince bir tül mü zaman,
Gözlerimin önünde salınan?
Aynadaki yansımam, ne kadar benim?
Derimin altındaki o gizli ülke,
Kemiklerimin sessizliği, kanımın uğultusu…
Orada mı asıl ben?
Ya da bir düşün ipliği miyim sadece,
Kâinatın devasa dokuma tezgâhında
Bir desene ait, anlık bir ilmek?
Gördüğüm bu renkler, duyduğum bu sesler,
Avucumdaki bu sıcaklık, tenimdeki bu ürperti…
Aldanış mı hepsi?
Ya gölgeler?
Duvarlarda uzayan, eşyaların ardına saklanan,
Güneş çekilince büyüyen o sessiz varlıklar…
Onlar kimin fısıltısı, hangi gerçekliğin sızıntısı?
Belki de her şey, dev bir okyanus,
Ve bizler, yüzeyde titreşen anlık dalgalarız,
Köpürüp sönen, derinliği bilmeyen…
Zaman…
Ah, o ele avuca sığmaz nehir!
Parmaklarımın arasından kum gibi akar gider,
Dün, solgun bir fotoğraf karesi, duvarda asılı,
Tozu alınır arasıra, iç çekilir derince.
Yarın, ufukta belirsiz bir silüet,
Bazen umutla boyanır, bazen korkuyla kararır.
Ve ‘şimdi’ dediğim an…
Avucumda tutmaya çalıştığım bir su damlası,
Sımsıkı kapatsam da parmaklarımı,
Kayar gider,
Islağı kalır yalnızca, bir de yokluğu.
Ve ben…
Bu akışın ortasında duran kim?
Neyim ben? Adım mı? Bedenim mi?
Anılarımın toplamı mı? Yoksa unuttuklarım mı asıl?
Düşüncelerimin o dinmez karmaşası mı?
Sevdiklerimin gözünde yanan ışık mı?
Korkularımın ördüğü o görünmez duvar mı?
Ya da hiçbiri…
Belki de sadece bir yankıyım,
Boşlukta sorulmuş eski bir sorunun yankısı.
Milyarlarca yıldızın altında,
Samanyolu’nun o akıl almaz sessizliğinde,
Kaybolmuş bir toz zerresi miyim?
Yoksa her yıldızı içinde taşıyan,
Kendi karanlığında parlayan
Bir evren miyim ben de?
Anlamı aradım…
Kitapların sararmış sayfalarında,
Bilgelerin suskunluğunda,
Dağların en doruğunda esen rüzgârda,
Denizin en dibindeki incinin yalnızlığında.
Bazen buldum sandım, kısacık anlarda:
Bir bebeğin ilk gülüşünde,
Bir aşkın teslimiyetinde,
Bir dostun sımsıkı sarılışında,
Bir melodinin ruhuma dokunuşunda…
Sonra yine yitirdim, hayatın o sağır gürültüsünde.
Belki de anlam, bulunacak bir şey değil,
Yaratılacak bir şeydir, her nefeste.
Kendi şarkımızı söylemektir, bu sonsuz koroda,
Ne kadar çatlak çıksa da sesimiz.
Kendi rengimizi katmaktır, bu devasa tuvale,
Ne kadar küçük olsa da fırça darbemiz.
Var olmak…
Belki de en büyük mucize budur,
Anlaşılmaz, tarifi zor, ama iliklerine kadar yaşanan.
Nefes almak, toprağa basmak o güven veren ağırlıkla,
Gökyüzüne bakmak o sonsuz maviliğe…
Sevmek, acı çekmek, öğrenmek, unutmak,
Gülmek kahkahalarla, ağlamak hıçkırıklarla…
Hepsi, ama hepsi varoluşun o eşsiz bestesi.
Cevaplar olmasa da olur,
Sorular güzeldir çünkü.
Merak etmek güzeldir.
Ve ben…
Belki de bu sorunun ta kendisiyim,
Evrene sorulmuş, yaşayan, hisseden,
Cevap beklemeyen,
Ama her anıyla ‘var olan’,
Kendi ışığında titreyen…
Varım, çünkü soruyorum.
Varım, çünkü hissediyorum.
Varım...
Hasan Belek
06 05 25
Akçay
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.