8
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
77
Okunma
Zamansız Gezgin
Hiçbir deftere sığmıyor artık bu çağın rengi,
Kelimeler mülteci, kalpler darmadağın.
Kalkıp gitmek fiyakalı bir cümle sadece,
Kalabalıklar içinde bir tenhalık mülkü kurmuşuz,
Üç kere git de diyorum gölgeme, üç kere kal.
Kimseler duymuyor içimdeki o derin gürültüyü...
Sonra bir usta dokunuyor o eski sazın tellerine,
Diyor ki: "Bırakma kelamı, sımsıkı sarıl frekansına!"
Ve düzen hizaya giriyor birden,
Hecenin sarsılmaz mülkü başlıyor o serbest düzlükte:
Dokuz kere bismillahla başlarım,
Gözümden dökülen nurlu yaşlarım.
İda’nın başında beyaz kartalım,
Kanat açar, bulutları haşlarım,
Dönüp de bu bozulan devri taşlarım.
Sustukça sıranın geldiği yerde,
Düşmüşüz devasız, görünmez derde.
İblis’in eliyle çekilen perde,
Son bulur elbet o zulüm bağında.
Lafı dolandırma, özü söyle git,
Riyâkar asırda sözü söyle git.
Akçay’ın bağrından hakikat kokan,
O nurdan doğacak gözü söyle git.
Şimdi yine dümdüz, yine yalınayak yürüyoruz asfaltta.
Mermer sütunlar varsın dursun yerinde,
Biz o saf beyazın, o bükülmez bileğin izindeyiz.
Laf aramızda dostum,
Usta der ki: "Yol yürünür, kelam kalır."
Biz de bu yolu böyle yürürüz işte...
Hasan Belek
Akçay
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.