0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
365
Okunma

ÖLÜRÜM KİM BİLİR
Ben,
dün ölmüştüm;
dünden önceki gün de.
Kim bilir, belki yarın da ölürüm.
Tam da siz güne uyanırken
ya da bir akşam vakti,
belki gece sevişirken ölürüm, kim bilir.
Kim bilir bir vakit,
maskelerle perdelenmiş yüzlerinizi de görürüm.
Kiminiz arsız sırıtışlarla,
kiminiz pişkin,
kiminiz duyarsız,
kiminiz mutluluğu oynayan üç maymun;
çoğunuz yorgun,
yaşamdan vazgeçmişçesine yılgın.
Ama ben,
bir çocuk iniltisinde ölürüm, kim bilir.
Ne yazık ki kimse duymadı;
herkes kör,
herkes sağır,
herkes dilsiz.
Siz de duydunuz mu çocuk çığlığını?
İyi ki duymadınız,
iyi ki uzun sürmedi çığlıklar.
Belki de tecavüz ediyordu şerefsizin biri, kim bilir.
Tam da isyana kalkışacaktım ki
sen,
o
ve diğerleri gülüyordu.
Fark etmediniz, insanlık tükeniyordu;
bu yüzden ben,
ben bu yüzden ölüyordum.
Tam da yalarken pirzola tutan parmaklarınızı,
peçetelerle silerken basurlu dudaklarınızı,
tatlıdan önce,
çaydan hemen sonra,
bir çocuğun düşünde ben ölüyordum.
Siz duymadınız;
kar yağıyordu,
şebnemler titrerken gözbebeklerinde.
Köprü altında yatan bir çocuğun
donarak öldüğünü yazıyordu gazetelerin üçüncü sayfası.
Siz göremediniz,
okumadan geçtiniz;
ama ben kirli ruhlarınızı okuyor,
satırlar dolusu öldüm.
Siz,
evlerinizde atlet donla gezerken,
ben,
köprü altında yatan çocuklarla öldüm.
Doğrusu, ölmeyi de beceremedim ya;
ama ne zaman ki kuşluk vakti sela okundu,
köprü altında donarak ölen
"kimliği belirsiz bir çocuğun cenaze namazı ikindi sonrası
kimsesizler mezarına defnedilecek" diye,
işte o zaman
siz dilsiz,
siz kör,
siz sağırdınız;
siz duymadınız.
Ama ben
gördüm,
duydum,
konuştum ve öldüm.
Tam da sizin
körlüğünüze,
ahrazlığınıza,
her gün
bin defa ölüyorum zaten;
çünkü onurlu ölüm güzeldir, diyordum!
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.