16
Yorum
45
Beğeni
4,7
Puan
2553
Okunma

Bir şiir okudun sen...
Sesinin arasında alın yazısı yerle bir olmaktan geçen bu şehir, tekrar kırtasiye
önlerinde dönen kartpostal raflarına konulabilecek kadar güzelleşti..
O delirmiş yıkıntıdan çok sonra görebildim seni
Buraların sarıya boyandığı o ağustos ayında
Sallantıda kalmış bütün hayatlar adına, o terminal her kavuşmanın enkazıydı artık
Yanına gelirken 92 model eski kasa bir broadway müzikalinde "Bende bir resmin var
yüzüme bakmıyor" diyordu
Ve ben hala teknolojiye ayak direyip, her açıldığında içinden dökülen hayal meyal
zamanları ayıklarken eski bir fotoğraf albümünden
Biraz da yeni çağ aşkları gereği, sen ısrarla beni görüntü oynatabilen anılar arasına
kaydetmeye çalışıyordun ki kareli gömleğim en az benim tamamım kadar romantizm
baltalıyordu
Yani bütün ilişkiler güncelleme gerektiriyorken, bizimki yine de ucu yanık bir aşk
terminolojisiydi, öptüğün yerde küller bitiyordu.
Köşe başları tesadüfi sevdalar yerine, kendini moloz yığınlarına teslim etmişti
Tapu da kayıttan düşülen arka bahçelerde, ilçe belediyesinin onayı olmadan el ele
tutuşuluyor,
Apartman boşlukları intihara elverişli planlanıyordu
Israrla mimar sanılan bir dostum, eski kapılar çiziyor geriye dönüşümüz kolay olsun
diye
Yumurta topuklu abilerin sığınakları serbest piyasa tarafından yerle bir edilmişken,
hatırlarsın o pasajların birinde alkol sınırı çizgilerine basmadan, parmak uçlarımızla
yürümüştük Retro’ya
İklim değişiklikleriyle de mücadele etmek adına, sürdürülebilirlik raporumuz iki
arjantin bardağında geldi
Diego Armando Maradona’nın emperyalistlere attığı son gol kadar olmasa da, bana
değil ama Tanrı’nın elinin sana değdiği çok belliydi
Senin yaslandığın duvarda Türkan Şoray, benim sandalyemin arkasında Yadigar Ejder
posteri
Bence senaryonun daha en başında bir terslik vardı,
Şişenin "içindekiler" etiketine de güvenerek, suni enzim eklenmeden tamamen doğal
yöntemlerle bir şeyler gevelemeye çalıştım,
Ama nafile!! ağzımda yeni dünyanın kısır kelimeleri
Ar damarı çatlaklarım da, müfredat dışına çıkıp yeni kaynaklar ararken ben,
Hatmettiğim isminin sözlük anlamını defalarca tekrarlayıp defalarca unutmuşken,
Bildiklerimin tamamı utangaç bir gülümsemene yenildi
Zaten biriktirdiklerimin hepsi de Ziraat Bankası’nın paslı demir kumbarasında kilitli
Aslına bakarsan silaha dönüştürülemeyen bütün metaller, kolye olarak denenmeli
utangaç boynunda
Hem hatun kişi niyetine okumadık mı "Ayrılığın Hediyesi" şiirini.?
Bak inan buna sevdiğim Yusuf Hayaloğlu ve Zürme suresi 53.ayet seni daha çok
sevmemi sağlıyor..
Bir şiir okudun sen.. cümle sonlarındaki boşluk eve geç kaldığım yatsı saatleriydi..
Sende biliyorsun yaptığı bir yanlışı ömür boyu çeken çocuklardık
Ve bak ekmek mushaf çarpsın ki inandık kendimiz dışında her şeye
Önce Allah’a, Cosby ailesine, öğretmenlere, bir gün zengin olacağımıza,
Fenerbahçe’ye ve Ferdi Tayfur’a inandık
Ve annemin gülüşünü donduran Polaroid’e binlerce kez şükürler olsun
Onun diktiği kara önlüğün yakasından düşerken ay yıldız, yakamızdan düşmüyordu
Sam amcanın elleri
Buralarda Amerika’nın süt tozu, tebeşir tozundan her daim daha önemliydi
Yüce devletimizin okullara dağıttığı radyasyonlu fındıklar, Çernobil’den daha büyük
faciaydı
Ama kıraathaneye bağlamasıyla gelen bir abi söylemişti ; "Bir derdim var bin dermana
değişmem" kansere iyi gelen türküler arasındaydı
Çayın cibresi dudaklarımızda radyolojik bir saptamayken,
Çatlamış parmak uçlarıyla ülkemizin ne kadar güçlü olduğunu arıyordu dedem
radyoda,
Ve radyo Laura Branigan çıktığında, kapatılmayacak güzellikte bir cihaza
dönüşüyordu
Ne olur bizi o Arkası Yarın oyunlarından birinin içine bırak sevdiğim,
"Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde" gerekirse eğer zehir zemberek açıklamalarda bulun,
Medeni hayatlardan örnekler verip, sosyolojik saptamalar yap n’olur
Mesela açıkla ; neden ekmek bulamayanlar, en çok pasta savaşlarına güler
televizyonda.?
Belki evinin önünde böyle erken öldürülmeseydi Mustafa abi, bizim televizyona da
kuvvetlendirici bağlayabilseydi, görebilecektik belki Luis Alberto’nun Marianna’ya
kavuşabildiğini
Veya sen iyisi mi bir Yugoslav filminde çıplak bir kış ağacının gölgesinde bırak bizi
"Yaşadığım sürece ruhum bedenimden mahrum kaldı" derken yanlış çevrilmiş bir Lübnan
şarkısında, sımsıkı sarılalım birbirimize
Sonra o kocaman gözlerini koparalım bütün yaşatılanlardan
Sanki bütün yanlışlarımız yaşlı bir alışkanlık,
Bu kemirgen prodüksiyon, bu senkronizasyonu bozuk ses kaydı sonlansın artık
Zaten yeryüzünü yağmalamayı göğü daraltmayı iş edinmiş insanoğlu
Zaten uzun yaşamla cezalandırılanların hepsi burda değil mi.?
Biliyor musun hala şaşırıyorum nasıl ölmediğimize
Alnımızdaki her çizgi, iyiye dönecek birkaç yazgının üstünü çizmiş sanki
Daha önce de dedim ya, hayat aslında tulumba önünde sabahladığımız o gece
bitmeliydi
Tamam da ya kaçırırsam beni anlattığını sandığım bir mısranı
Bir bebeğin ilk iç çekmesini hissedemezsem, içime çekemezsem yaşam kokan
nefesini,
Ya şahit olamazsam kırılan saksıları boyadığına,
Bir daha göremezsem gülüşünün bittiği yerde isimsiz bir çiçek açtığını,
Ya baş parmağımı sımsıkı avuçlarına alırsa bir kız çocuğu daha..
Bir şiir okudun sen.. şahit olduğum en savunmasız sığınaklardı kelimelerin
Kullanılmayan arka odalarda, camın pervazlarında biriken çam iğneleriyle görülmeyen
yaralarımı dikerken ben
Sırf sen "İnsan aşktan vazgeçtiğinde yaşlanır" dedin diye,
Tersten sökmeye başladığım bir duvar takviminin altında, ilk günkü kadar kıskandım
geçmişini
Anladım ki yarın ne olacağını bilmekmiş hayatı sonlandıran
Ahşap bir pencere altında sıkışıp kalmış bir yazıya aldandım baya,
Sevdiğim bak, bu hayale inanmak için akıl hastalarının yazdığı bütün şiirleri okudum
bağıra çağıra.
Sıkı yönetim ilan edildiğinden beri su dahi verilmemiş bir kitapla yatıp kalktım
günlerce,
Fikrimin ince gülü, iyi niyet karinem, mutlak hakkım, zaruret halim,
İşçi Hakları Beyannamesini yazalım Starbucks bardaklarına
Elindeki büyük ikramiyeyi satmaya çalışan milli piyangocunun geçim sıkıntısı kadar
trajikomik işte herşey
Camii önündeki amele pazarının yanından ne kadar şanslı olduğunu düşünerek
geçmek kadar da riyakarca
Gece vardiyasından dönen, primi asgariden yatırılmış bir kadın işçinin kirpiklerindeki
uykusuzluk hatrına,
Sanayi devrimini yapalım, bir kapı arkasında taşınırken kasten bırakılmış babamın
Sümerbank kabanıyla
Hem babam mutlaka daha iyi anlatırdı, yirmi yıllık ispanyol paça pantolonu ve
lostradan geri gelmeyen ayakkabılarıyla
Olanaksızlığı, toplumsal aşağılamaları,
İşçi maaşının en kallavi ödülü tekel rakısı ve birde sert tütünden sarılmış sigara varsa,
Halk partiyi, halkın nasıl kendi kendine yenildiğini, tırnaklarındaki kirin nasıl derisine
işlediğini daha iyi anlatırdı eskiden olsaydı,
Hem bak eskiden kırılmış merdivenlerde oturup okul dönüşlerinde yolumuzu
gözleyen, yufka yürekli kadınlar karşılardı bizi,
Ekmek ki maddenin en katı hali, ekmek ki kapitalizmin en bayatlamış teziyken,
Akşam yemekleri vardı, bir tığ söküğü gibi dağıldı sonra dantelli masa örtülerinin
üzerinden,
Susmakla bilenen paslı bir makas, kömürlü bir ütü hiç aynı izden yürümeyen ve taşlı
bir çakmakla yakılan dış görünüşün sağdan soldan çıkan kibirli ipleri
Sanki sevdiğim, ilk biz tattık şu büyümek illetini
"Çocuklaşma Allah aşkına" dendikçe, kimseye malzeme olmayacak bir sır tutuyorum
tırnaklarımın avucumu kanattığı.
Erik pestillerinin asıldığı o derme çatma avlalara koşuyorum,
O dere kenarındaki buğday değirmenine
Mesela hiç çıkmıyor aklımdan yorgan tamircileri
Yani anla işte, ısrarlı bir geç kalış bu bendeki
Olmaz ihtimaller üzerine kurulurken dünya evleri,
Kendi uğursuzluğunu helal süt emmiş incir ağacına yüklemektir medeniyetin geldiği
son nokta,
Bana kalırsa eğer ocağın tam ortasına dikilmeli ve teknolojik gelişmelere destek olmak
adına, önü de Japon gülleriyle donatılmalıdır
Gücüm bu kadarına yetiyor, bütün bunlar gördüklerimin nafakası
Gözlerimin kenarındaki çizgilerin hepsi el emeği söz nurudur, arz ederim
Ve maalesef en uzun sakladığım şey ; naftalinli bir kanepe gözünde sıska bir çocuğun,
herkesten tok kalan bakışları
Aile içi şiddet, ne kadarda psikodrama ve eş duyumluluk konusunda geliştiriyor
insanı..
Bir şiir okudun sen.. söylediklerinin arkasında ezan sesi, köpek uluması..
Teolojik açıdan hiçbir dayanağı yokken, mübarek bir hurafe yiyip bitiriyor içimi
Hep aklımda bağı tutmaz kara sarıklı bir derviş, sanki boşa çile çekiyor gibi
Artık içimdeki şeytanı taşlamaktan kıpırdamıyor kolum
O nakışlı tabaklar kolaylaştırmıyor yutkunmayı,
Zaman aşımıyla unutulmuyor haramın acı tadı
Yerine getirmediğim altı yeminim var, kadim dinlerin yedieminine çekilen
Bir gün, kilit vurulmuş tek katlı bir kütüphanenin penceresinde kırılan gün ışığı, sanki
bütün zaaflarımı ortaya çıkarttı
Kimsesizlik mutlak doğrudur sevdiğim, bütün formüllerin etrafında buluştuğu
Ve metafiziğe verilen en berbat örnektir göğsümden sızan ağrı
Nereden bakarsan bak, bir astronot görev esnasında bizden daha yakındır Allah’a
Biraz da yaratıcıdan alacaklı olduğunu iddia etmek olsa da uzay çalışmaları
Koskoca bir kara delik galakside, iyice aklanalım diye
Ve yalan söylüyorlar, eğer istersen Küba’dan da gidilir Kabe’ye
Ama fiber optik kablolarda hızı kesilmeyen bir insan eti pazarı, çözünürlüğü yüksek
görgüsüzlük festivali,
Muskanın boynunda bıraktığı iz, cinsel bir yakıştırmadır artık,
Yaradanla aranda açtığın gizli sekme, bir gün yetmeyecek silmeye geçmişini
Sesli onay sistemi bütün çığlıklarımızı yutacak yavaş yavaş demedi deme
Neyse ki ne güzel anlattın, neyse ki senden öğrendik Nesimi’yi
Gerçi çıkıp gittiği on iki kapıdan bir tanesine bile gücümüz yetmedi
Hala gösterişsiz seccadelere aklını dayayanlar var, iç ceplerinde Yunus Emre şiiri
Her selada tazelenen yaşamlardan sonra, sana en çok lazım olan duayı mezarlıkta
bırakmak lazım şimdi
Hani içimizdeki açan zehirli otlar, başka çiçeklere şerbetti
Toprağa değmesin diye toplanan uzun beyaz çarşaflarda, helalleşmeden uzanılıyorken
yarı ölümlere
Odun külüne okuyup, üfleyip dilekler düşürüyor bir kadın, bu çağ yangınından içimiz
sönmüş çıkalım diye
Bakışlarının ışığında ağıtlar yakılıyor, sıçrayarak uyanıyorum
Zaten sabah dediğin Yusuf kuyusu..
Dejavu ile hissi kablen vuku arasında boğuşuyorum
Ve sevdiğim..
Kara kışla kısalıp katlanan gecelerin birinde, uzun uzun bakıcaz birbirimize nasıl bu
hale geldik diye
Bir şiir okudun sen.. ölüm var dedin sonunda, ölüm var..
Kıpırtısız bedenleri vururken kıyılara, aldığı bütün çocukları geri verdi denizler
Sahtesi satılırken el altından, bilirim ki her anne çocuğuna gözünün ağ tabakasıyla
örer can yeleğini
Ne ara çocuk nazına katlanamayacak kadar büyüdü haysiyetsizliğimiz.?
Hangi ara vicdanın kıyılarından bu denli çekildi sularımız.?
Gelecek vaadiyle zehirlemek, kimin aklına geldi bir anne babayı.?
Ciğerlerim parçalanana kadar koşarak uzaklaştım oradan
Duvar kağıtlarına ekilen çiçeklere aldandım
Mahsen meyhanelerinin birinde yaşlanmaktan utanmış insanlar tanıdım
Yüzümdeki çatlakları, günlerce aradığım kelimelerle doldurmaya çalıştım
Ve yine idam edilen o şarkıda da dediği gibi; "Kendini bilmez bütün çocukların adını
Deniz koydum, kederi bende kaldı"
Sırf kendime duyurabilmek için sesimi şeytan minareleri toplarken kumların arasında,
kulağımda şehrin uğultusu
Bu kez anladım ki için hala kanıyorsa eğer, aynı yerden kaynamaz Deniz kabukları
Ve biliyorum ki Deniz kenarları artık daha keskindir, evin dış kapısı yosun tutmuş bir
hikaye için
Neme lazım bakarsın birgün yine Yerebatan Sarnıcında, cebimizde kalan son
bozuklukla süresi belli bir masal başlar göz kapaklarında
Nasıl ki ifade icat edebiliyor gözlerin,
Şimdi dönüp bir daha baktım da, saçlarının bir tarafı kötü sonların mürekkebi, bir tarafı
kuşak çatışması
Söylesene bu halinle nereye sığacaksın.?
İsyan bayrağına dolanmış kalemini söküp, hangi üç ortalı deftere sığınacaksın.?
Adi bir etiket yamarlarken kendince kusurlarına
Kim sahip çıkacak incelikli sabrına.?
Sana da bana da ecza olmaz artık bu yollar
Bu taşlıtarla da atılan adımlar, eve varana kadar kendinle helalleşemediğin kadar kısa
Şimdiyse vebalin, boynuma kendi ellerimle ördüğüm bir kış hastalığı
Ve şimdi biliyorum, bu kırılgan iskeletinin boynuna, ömür uzatma zorunluluğu getirilen
şefkatsizce karalanmış reçeteler asılı
Ve kan tahlilleri hayati fonksiyonları derinden etkileyen, en soğuk ifşa yöntemidir
Kızma bana n’olur, belki herkes kadar yanlış anladım seni
Sorgusuz sualsiz biat ettim, adına hayat şartları dedikleri hızla büyüyen bir kambura
Yani sevdiğim etrafıma gerdiğim tel örgüyü, ben bilevledim öve okşaya
Sende kurtar bütün beklentilerden yakanı
Sende biraz yalnız kal, sabrın soylu duygusuyla
Ödün vermeme ödül beklememe rahatlığıyla gülümse
Kalmasın kimsede alacak verecek de
Yalvarırım bir çaresini bul da uzaklaş bu yorgunluktan
İlla ki bir yerlerde buzları çatlatan güneş, başka esen rüzgarlar var
Beklersen eğer ikindi vakti gelen kuşlar dağıtırlar kafesleri, seni tutmazlar karanlığa
kadar
Ekmek kırıntılarının hızla değerlendiği bir yer bul kendine
Belki o zaman dağılır betondan bahçeler
Kuruyan çiçekler yeraltından göç ederler, onları gözlerini kapatarak koklayacak bir
iklime
Parmaklarına dolanan gümüş sarmaşık bakarsın omuzlarında açar
Adın değişir Bahar olur, üzerinde güzden bozma bir elbise
Belli mi olur, kendini okursun belki aşkı baştan öğretecek bir şiirde
Sevdiğim, bu şehirle arama her depremden sonra daha yüksek binalar inşa ettim
Gözlerimin önünde yıkıldı gitti geleceğimin iskelesi
Yine aynı terminalde her bilet işaretli yerlerinden ikiye ayırıyor insanı
Ve bir seyyar gözlemeci yanında yolumu gözlemen, hala maliyeti en düşük kavuşma
anı
Şehir kartpostallarının modası geçeli çok oldu ve sevgiliye gönderilemeyecek kadar
ucuzladı
O eski kapı aralarından sızan yorgun ışıklar, hissiz bir parmakla basılan mumdan
mühürlerle kapatıldı
Yüzüme baktığın eski bir fotoğraf ve bütün güzelliğin bozuk bir çekmece aralığında
artık..
Yani sevdiğim görmesem daha iyi..
Çenenin titrediğini
Yutkunurken zorlandığını
Ve gözlerinde dağılan boncukları..
Bir gün yeniden yazmak ümidiyle.. Bu defa yaşamadıklarımızı…
5.0
93% (14)
1.0
7% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.