1
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
1492
Okunma

BU, ŞU, O
Bir düş soluklanmasıydı;
gizemli yalnızlığımdan nasıl sıyrılırım diye,
kalabalıkların hışmına uğrayarak
itilmişim köşe bucak kuytu karanlıklara.
Düş/ün ki,
kaçmak isterken yalnızlığımdan;
ben,
sen,
bu,
şu,
o;
seçkili bir dünyada,
içi boş
ve mesnetsiz düşüncelerin esiri olmuşuz.
Belki de çokluğu değersizleştiren sen,
azlığı zenginleştiren ben;
ya da pişkin sırıtışlı diğerleri,
jelatinleyerek dudakta tebessümleri;
çoğalmayalım diye,
bu,
şu,
o;
kovuyordu anlam kazanmış çoklukları.
Ve aynı kulvar,
aynı telaş;
biz naif kırılganlıklarla koşturarak at başı,
her seferinde yakalıyorduk karamsarlıkları.
Ve öyle bir yılgın,
öyle bir umutsuz,
daha bir bezgin sarılarak hayata…
Ve son nefesimiz aşk olsun diye,
ayrı ayrı düş/lerde,
avuçlarımıza düş/erdi sensizlik.
Biz olmadan az önce,
“ha kırıldı ha kırılacak ömrümüz” diye;
ne tutacak bir dalımız,
ne yürüyecek yolumuz kalmıştı.
Çünkü biz yalnızdık.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (11)