0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
1594
Okunma

SALİH
Öylesine Salih,
öylesine bir sus düşer dilime,
o an yol alırım bilinmezliklere.
Sanırsın Evliya Çelebi,
ezelden ebede göç edip durur.
Dur durak bilmeden,
yorulmadan başlar münzevi yolculuk;
rahvan adımlarla,
hiç bilinmedik,
ırksız coğrafyalar arşınlarım.
Ve sonra,
gün doğmadan az evvel,
içimin derinliğinden bir sela duyulur.
Yığın yığın ölüler taşınırcasına,
geçmişten geleceğe,
bir kez daha susar;
bir daha dönmemek üzere yürürüm.
Salih,
bir sığla düşün;
hani diyorum ki,
oturtmuşken yüreğimin nüvesine ben onu,
öylesine nadide,
öylesine naif;
bir uçtan bir uca Marmara gibi.
Varsay ki çığlık çığlığa martılar susar,
varsay ki ağıtlar yakarak
şahitlik eder içimde boy veren erguvanlara.
Sonra,
avuçlarımda zamanın kir birikiği;
dokunmak istesem bir yüreğe,
yok olur bütün geçmişim.
Heyhat!
Yoksa ben de mi bidat’a düştüm?
Ne zaman tüketildi temiz aşklar, Salih?
Ne zaman tüketildi insanlık,
ne zaman, salih?
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (4)