7
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
1804
Okunma

Yansızlığında doğanın,
Severken irkiliyor insan.
Hicabın endamına beyitler karışıyor;
Kan kokuyor ırmakları hayallerin
Boşa ve başa almışken hayatı
Bir nota dökülüyor ansızın:
Nifakın tohumundan üreyen
Bu kez evet, bu kez yanlı bir yalan.
Efkâra banarken sitemi
Yeknesak bir tuşa basıp, el-âlem görmeden
Çekilirken huzurundan huzurun.
Dik alası tüm şiirler
İrkildiğine biat
Bir isyanı tutuşturan o şaibeli gövdesi
Kayıp mekânın da tozu dumana kattığı
Kayıp insanlar
Ruhlarını arayan
Belki çoktan iblisi satıp
Pişmanlığın kıyısında salınan…
Hayal meyal hepsi:
Öfkeden kuduran bayat aryalar:
Zanların tutuştuğu gövdesi de
Zinhar yalan
Kuytuların dili olsa da konuşsa keşke:
Ah, keşke bir meczup gelse dile
Ölümü çağıran bir acıdan daha nemalanmadan
Boykot etse evreni
Cenneti cehennem ettiğimiz de mi
Yalan?
Öbeklerin ötesinde simyacı rüyalar;
Kuruyan ırmakların
Telaşlı gizeminde
Sonlanmayan bir ömür
Baş tacı ettiğimiz kibri ve gölgemizi
Takıp peşimize
Gezdirdiğimiz tasmasından
En aç zamanlarında nefsin,
Suladığımız kanıyla sabinin;
Denizin çekilmiş sularında
Yüzen yan batmış gemiler
Bir de;
İçinde ölü gömücü imgeler…
Bir şehri daha pazarlayan
Bir şiiri ansızın azat edip
Kendini boşluğa bırakan
Şairden kalan da mı yalan?
Hani olur da; gök birleşir yerle
Ve tüm muzip notalar
Dona kalır
Şehla melodilerinde
Salınan bir sihirbazdan çaldıklarını
Herkese gerçek diye yutturan.
İnsandan ve imandan yana ise tasan
Yalanlarını uyut da gel insan.
Şahit tuttuğun melekler
Nasılsa tutamayacaklar dillerini
Zaman ve mekân yasını tutmadan
Mahşerin
Ört de gel yalanlarını
Ve sitemlerinin kır belini
Otur insanlığın tahtında
Bir kurşun ağırlığında ise vicdanın hala
Bil ki;
Sen yalanın ta kendisisin.
Zamanla ilgilenmiyorum artık:
Örtündüm zamanın ilahi telaşıyla
Ve
Ağzı aşk kokan bir çiçekteki o kımıltı
İçimdeki mevsimi ise henüz çözemedim.
Yakardığım kadar yalnızdım işin tuhafı
Oysaki bir damla büyüklüğünde bir kelebektim
İçimdeki konfetiyi serpiştirmişken kanatlarıma.
Bazen babam düşer aklıma
Sonra ben telaşla düşerim rüyaların tuzağına
Andığımdan çok andığını bilirim
Belki de irkildiğim kollarında Kara Meleğin
Bir sunumudur mutluluğun kaçışı.
İçimde değil aslında o serzeniş
Bilakis tahribata uğramış benliğimde
Suskun bir vazgeçiş.
Neyden peki?
Demediğim ne mi kaldı geride?
İyi de daha tek sözcük dökülmedi içimden
Hem saçlarım dökülürken tel tel
Eylül’e atıfta bulunurcasına
İçimdeki dilek ağacım:
Bari bir tek o kalsın budanmayan.
Budandım ben
Tarumar edildi kökenim
Ve köklerim
Kala kala ellerim.
Sağ ve solda tırnaklarımla kazıdığım
O fihrist:
Sarı benizli isimler
Adı var kendi yok
Nokta gibiyim evrende asılı
Kimine göre kocaman bir soru.
İçimin hüzün eklemlerinde
Bilsinler ki Tanrı koydu benim adımı
Bir de rahmetlinin göz bebeği
Bilemedi oysa
Gözden düşeceğimi.
Bir iklim ısmarlasam mesela…
Gelip de bulur mu beni şaibeli öfkem?
Bir aşk türküsü duysam ansızın?
Kim daha da öteler ki içimdeki hüzün huzmesini?
Kapıldığım ne rüzgâr
Ne basit bir telaş:
Kaykıldığım aşikâr
İçimde tamah ettiğim kimseler de olmadı bu güne kadar.
Bu günün dokusunda muhalif bir kumaşım:
Beyaz ve ipekten:
Ya kefen ya gelinliğimle
Gömsünler beni ya da
Her ikisi.
Doğduğum kadar masum kalmayı diledim
Tanrı’dan.
Serildiğim hüzne bir tek O’ydu sahip çıkan.
Kifayetsiz gölgemle
Nereye giderim ki daha bir bu kadar?
Şahlandığım mevsimden hatta
Yazmadığım şiirden de mi mesulüm?
Şiirlerle olmazdı oysa bu güne kadar işim.
İşim de yok aslında:
İçimle iştigal bir yenilgiyim
Bu ruhsuz can pazarında bir cengâver:
Ne kadın ne yalan;
Ne çocuk ne de dünden arda kalan.
Bir saf yetim
Dizelerinde bir uyuyup bir uyanan.
Diz dize konuştuğum bir yanık kelam.
5.0
100% (12)