6
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
2189
Okunma

İçimden seni içmek geliyor
Bir ırmağı avuçlar gibi
Yudum yudum.
Hasretinden gülleri soldurdum
Mevsim unutmak için biraz erken
Sevmek için çok geç…
Lalesi kuruyan aşk
Bir zehirli hançer gibi saplı durur bağrımda
Kanamalı bir iklimdir
Sevdamın vadilerinde hüküm süren
Ecel fırtınası,
Kayarken düşer elime fecir vakti yıldızlar
Saçlarımın beyaz toprağına
Yağmura doyan dağların yeşili
Kuşatır bir resmin en sızılı yerini
Hiç öpmeyecekmiş yanağımı,
Giderken, bakışına gölge düşen sevgili
Öyleyse siz öpün dalgalar!
Gecenin serin koynunda üşüyen tenimi
Mavisi esir düşmüş deniz gözlerimi…
Sürsem aynalara İçimin ağlayan rengini
Dolaşır ecelim yalnızlığın kıyılarında
Bu ucube şehre demirlemiş sürgünler gibi
Bir şarkıya ruh olur yüzümdeki hüzün
Ve gözyaşlarım bir nehire dökülürken
Usul usul bir şehir uyurken düşlerde
Kaçmak vaktidir korkuların ejderhalarından
Aşkın lalezar kokusu dağlarıma sinmişken
Deli yangınlar ortasından
Yalnızlığıma gidiyorum
Ayrılığa yenik düşmek,
Fail-i meçhul türkülerin kaderimidir?
Bestesi yarım kalmış vuslat şarkısı
Dudaklarda asi bir tebessüme dönüşür.
Ve mutluluk, aslan pençelerine tutsak düşmüş
Bir ceylan gibi çırpınırken
Ölüm bir kez daha ölür
Son gemide kaybolur ufuktan ve biter ömür
Gökyüzü küser maviye,
Bir martının kırılan kanatlarında
30 05 2008
Hüseyin Özbay
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.