5
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
1254
Okunma

kendi gök yangınımı unuttum
mavi mayın tarlasın da buluttum
bir kibrit ağusun da tutuşurdum
gerisi odun
aşk’ın zehrini içerken yudum yudum
bu mahkeme farazi hakim bey
bu avukat
bu savcı
kovalar bizi acımasız bir avcı
aklımda çocukluğum
der ki
ahşap ustası dedem
hep kendine yontar keser
rendeyse hep karşıya eser
iyisi mi sen ne rende ol ne keser
testere gibi ol ki yongayı eşit keser
hem sana hem bana acı düşer telaşlarımız
vay benim talaş başım
gencecikti daha yaşım
mavileyin mavi mavi yanışım
güz yüzlü bir kadının ellerine kanmışım...
yediveren
kan çiçekleri
kan rengi yalnızlık
çalmış kapısını baharın açan olmamış.
bu ne yoksul yalnızlıktır
.... kucak kucak sardım kara toprağı
bu ne soysuz haksızlıktır
..... tutuş tutuş yandım sular içinde
hey dağlar
sırtına ayça saplı hey dağlar
bi kök söğüt ağladım salkım saçak
.................... çıkmıyor sesim soyha
hani de ak alnında rüzgar perçemli
gök gözünde koca evren
dilinde hep karınca suskunluğu
sevdan olsa
yıkmazdım böyle kendimi kendim..
atmazdım suslarımı in/cin sokaklara
yazmazdım duvar duvar
tasası sağır
insana insan ağır
bağır bağır
sesin geçmişte kalır
çok yaslama başını taşa
yel vurur tutulur dilinde hece
incecik bi türkü söylüyor gece
............ yüksek yüksek tepelere...
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.