4
Yorum
33
Beğeni
5,0
Puan
1065
Okunma
Eşsiz bir ezgi o tatlı dilinde
derinden gelen sesin inlesin bırak
yeryüzünden gelip geçen yüzyıla aldırma
akşam olunca:
toprağa gömülü her umut
can çekişiyor kan ağlar yüreğim içim dışım
bakınca gözlerine kentin gecenin karanlığına dayanır başım
saçlarında solgun yıldızlar geçmişin geçmeyen izleri
gözlerinde o sönmeyen kıvılcım sürgün kalabalıklar içinde
dev yalnızlıklar kırgın örter perdeyi ammavelâtin kırgınlığı gizleyemez gözlerin
geçsede bir ömür dikenler içinde
duyarsın geçmişin ayak sesini
çiçekler açar özlersin düşünce aklına
gençliğin ve güzelliğin gelir toplanır bütün düşünceler
eğilip secde eder diz çöküp önünde geçmişten günler
düşsever bir düş alır başını gider ruhunda kaybolur
dalınca gözlerin uzaklara konuşursun kendi kendine
yapayalnız bir başına:
öylesine sadık bir sevgilidir ki yalnızlık
durmadan dinlenmeden sevişir zamanla
bir bilmecedir bir söz değil
sağdan sola yukarıdan aşağıya çözülmesi mümkün değil
bir çiçeğe benzer zaman solup giden
bir çocuktur ruhu acıyan yaralı bir kadın gibi gün
bulut olur kapısında sabahın
eteğine gömülüp gider saftata bir inancın
herkese köle Âllâha kul kadınlar
yaşadığı hayat kendisinin değil
avuçlarından sıyrılan umudun peşinden koşmak istese de ruhu yorgun
gün doğmadan sessiz odalarda
düşler ıslanıyor ruhuna düşüyor damlalar
ıslak uçurum yamaçlarına tutunan kederli elleri
öylesine kayıyor ellerinden gelecek yarınlar
öylesi bir gümbürtü çıkakarır ruhunda zaman zaman
sessiz çığlıkları yüzüne vurur üzgün yılların çizgileri
iki damla sıcak gözyaşı döker yanaklarına
geçmişle geleceğin çatışmasından doğan kız çocukları...
Nurten Ak Aygen
24.03.2017
5.0
100% (26)