2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
1369
Okunma

NİHAYET HUZURDAYIM
Yıllar sonra,
yavaş yavaş düşerken saçlarıma kar taneleri,
alnımda çizgiler gizler içten içe çektiğim acıları.
Bir mum alevi gibi titrer durur;
zamanın hükmüne yenik düşmüş dizlerim.
Yorulur,
durup, dinlenmek isterim;
nafile,
rahat bırakmaz çocukluk anılarım.
Hey gidi günler,
daha dün gibi aklımda;
Ali amcanın erikleri,
annemin pazen entarisi,
babamın çatık kaşları
ve yaşama dair beynime kazınmış onca nasihatler...
Nafileymiş meğer.
Mavisinden umutlar,
şatafatlı bir yaşama meyilli hayaller...
“Anasını satayım!”
Hiç ölmeyeceğim dercesine zamana başkaldırış.
Düşünüyorum da,
şimdi nerede o günler,
ya ben neredeyim?
Serde yok ise olmuyor be evlat.
Yaşlılık işte;
taşımıyor bu meret ayaklar.
Neyse ki yaslandığım bir bastonum var;
inatla tırmanmalıyım yokuş yukarı.
Bak,
ezan da okundu;
çağırıyor huzura imam.
Bırakarak geride anıları,
acı, keder, mutluluk ve gözyaşı,
yaşama dair ne varsa
varmak istiyorum bir an evvel huzura.
Nihayet huzurdayım...
Burası sanki hiç unutamadığım
yosun kokulu deniz kenarı.
Ya bu taş?..
Hatırladım, hatırladım!
Duyduğum ne deniz dalgası
ne de dalgakıran; bir kayaymış.
İniyor gözüme bir perde...
Anında beliriyor ölü yıkayıcı.
Tenime dökülen suyu
sanıyorum ki deniz dalgası;
dalgakıran ise musalla.
Uzanıp yatıyorum keyfimce.
Efkan ÖTGÜN
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.