Sanki bütün dünya yıkılsa, biz bu ışığın altında güvende kalacağız."
Alaz durdu. Dansı bıraktı ama kollarını O’ndan ayırmadı. Tam aksine, onu göğsüne daha da sıkı bastırdı, sanki onu kendi bedeninin içine saklamak, dışarıdaki o kirli dünyadan tamamen korumak ister gibi. O’nun yüzünü ellerinin arasına aldı.
...
Devamını oku »
Alaz son bir kez derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan, yıllardır onu hayatta tutan, ruhunu besleyen o kutsal kokuydu; O’nun kokusuydu. Yavaşça gözlerini kapattı. Başını sevgilisinin başına yasladı.
O an, taş evin içindeki şöminenin son koru yavaşça söndü.
Pikaptaki o eski melodi, evrenin en huzurlu sessizliğine yerini bıraktı. İki ruh, bedenlerinin o fani bağlarından tamamen sıyrılarak, birbirine sımsıkı sarılmış bir şekilde gökyüzüne, yıldızların arasına doğru yükazındı ve alazın ağzından şu kelimeler yüreklere kazındı..
...
Devamını oku »
O günün akşamında, taş evin tavan arasındaki küçük odada, eski bir pikabın üzerine bir plak yerleştirdiler. Odanın içine hüzünlü ama umut dolu bir keman melodisi yayıldı. Işıkları yakmamışlardı; sadece odanın küçük penceresinden içeri sızan dolunay, ikisinin silüetini duvara yansıtıyordu.
Alaz, O’nu belinden kavradı. Müzikle birlikte, adeta zamanın ve mekânın ötesinde bir ritimle dans etmeye başladılar. Bu dans, iki yaşlı bedenin hareketinden ziyade, iki ruhun gökyüzündeki yıldızlar gibi birbirinin etrafında dönmesiydi.
O, başını Alaz’ın göğsüne yasladığında, Alaz’ın kalbinin ne kadar hızlı ve güçlü çarptığını duydu. O kalp, yıllar önce kırıklarla, acılarla dilsiz kalmış o kalp, şimdi sadece tek bir isim için, tek bir ritimle haykırıyordu.
"Alaz," dedi O, gözlerini kapatıp müziğin ve aşkın akışına kendini bırakarak. "Sanki seninle birlikteyken hiç ölmeyecekmişiz gibi hissediyorum. Zaman bizim için akmıyor, sadece etrafımızda dönüyor."
Alaz, O’nun saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Çünkü biz zamanı yendik sevgilim," diye yanıtladı. "Zaman, sadece sevmeyi bilmeyenler için bir hapishanedir. Bizimki gibi derin bir aşk, zamanın sınırlarına sığmaz. Biz bu dünyadan göçüp gitsek bile, bu odada, bu şarkıda, bu dolunayda bizim aşkımızın rezonansı kalacak. Kalbi kırık bir çift bu şarkıyı dinlediğinde, bizim sevgimizle şifalanacak."
...
Devamını oku »
"Dünyayı sadece sevgi kurtarır derlerdi de inanmazdım sevgilim... Ama seninle başlayan bu derin aşk, içimdeki tüm karanlıkları tek bir hamlede yok etti.
Sen bu hayattaki her şeyimsin. Varlığınla beni doldurduğun için, bana sevmeyi ve asıl önemlisi sevilmeyi öğrettiğin için şükürler olsun....
Saat hayli ilerlemiş gece yarısını çoktan geçmişti. Şöminenin alevleri kor haline gelmiş, odaya loş ve romantik bir kızıllık yaymıştı.
Alaz ve O, pencerenin önüne geçtiler. Dışarıda, taş evin bahçesindeki mor salkımların üzerinden süzülen ay ışığı, adeta sanki onlar için parlıyordu.
El ele tutuşup, hiç konuşmadan gökyüzünü izlediler.
...
Devamını oku »
Bir avuç nefes düştü avuçlarımıza,
Adımızı biz koymadık,
Yolumuzu biz seçmedik,
Gözümüzü açtığımız dünya
Çoktan dönüyordu kendi telaşında.
...
Devamını oku »
Alaz, zayıflamış ve titreyen parmaklarını O’nun saçlarının arasında gezdirmeye başladı. Bu dokunuş, sadece iki bedenin teması değildi; iki ruhun, evrenin başlangıcından beri birbirini arayıp sonunda bulmasının sessiz kutlamasıydı.
"Alaz," diye fısıldadı, gözlerini şöminenin alevlerine dikerek. "Bazen korkuyorum."
...
Devamını oku »
Ama düşününce aniden
Beni sen ısıtıyorsun sahiden
Hemen geçiveriyorum kendimden
Kışları istiyorum bazen
...
Devamını oku »
Artık hayatlarının sonbaharına gelmişlerdi. Alaz’ın bir zamanlar heyecanla titreyen elleri şimdi yaşlılığın getirdiği hafif bir yavaşlıkla hareket ediyordu; fırtınalı bir denizi andıran o eski bakışları ise yerini tamamen dingin, bilge bir huzura bırakmıştı.
Şehrin gürültülü caddelerinden uzakta, bahçesinde papatyaların ve mor salkımların boy gösterdiği küçük, taş bir evde yaşıyorlardı. Alaz artık büyük konferans salonlarında konuşmuyor, parlak ışıkların altında ödüller almıyordu. Onun en büyük ödülü, her sabah gözlerini açtığında karşısında bulduğu, yılların yüzüne bıraktığı her çizgiyi ezbere bildiği o kutsal çehreydi.
...
Devamını oku »
Yazarlık kariyerinin doruk noktasına ulaştığı, adına büyük ödüller düzenlenen bir gecede, salonda yüzlerce insan Alaz’ı alkışlıyordu. Sahneye çıktı, elindeki ödülü mikrofona yakın bir yere bıraktı. Salondaki spot ışıkları gözünü alıyordu ama o, ön sıralarda, her zamanki o sessiz ve gururlu duruşuyla oturan tek bir kişiye odaklandı.
Konuşma metnini önceden hazırlamıştı ama o an, o kağıdı cebine geri koydu. Derin bir nefes aldı ve doğrudan O’nun gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı:
...
Devamını oku »
Halkın nazarını hakîkat sanarsınız…
Bir bakış, bir söz değiştirir yolunuzu,
Rüzgâr nereye ese, oraya varırsınız…
Ben ise sual ederim derûn-ı kalbimde:
...
Devamını oku »