1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
42
Okunma
Henüz boyayamadığı tahta masasında oturmuş, karşısındaki boş sandalyeye günün yorgunluğunu anlatıyordu gözleriyle.
İki ay önce gelmişti köye. Zorlu bir yolculuk yapmasına rağmen, köyün girişinde huzurla dolmuştu içi. Sanki dağ yemyeşil bir etek giymiş, yere oturup pilelerinin arasına kerpiçten evler yerleştirmişti. Bahçesinde koyunların melediği,kümesten kaçan tavukların gezdiği, sıvası yer yer dökülmüş evler.
Köyün okulunu görünce biraz hayal kırıklığı yaşasa da muhtarın o cana yakın, ateş saçan gözleri umutlandırmıştı onu. Tek sınıflık okulun önce tadilatını planlamışlar, şehirden malzemeleri getirdikten sonra işe koyulmuşlardı. Tüm köy halkı heyecanla el ele vermişti. Okulların açılmasına çok az süre kalmıştı ama okul sıraları tamir edilmiş, pencere camları yenilenmiş badana işleri bitmişti. Bugün bahçe düzenlemesi yormuştu onları.
Sandalye sessizdi. Sanki dinlemiyordu onu. Bir hüzün dalgası geçti yüreğinden. Hemen masadan kalkıp, Fatma teyzenin getirdiği yemeği piknik ocağında ısıtmaya başladı. Köyün erkekleri okul için çalışırken, kadınları da okulun hemen yanında olan tek odalık hizmet evini güzelleştirmek için uğraşmışlardı. Kanaviçe işlemeli yastıklar, sade pamuklu perdeler getirmişler, tel dolabın içini çiçekli melamin tabaklarla doldurmuşlardı. İki kişilik demir somyaya örtü olarak ördükleri baklava desenli rengarenk battaniye, üzerine oturmaya kıyamayacak kadar güzeldi.
Yemeği ısınırken gördüğü tüm bu yakınlığa rağmen, ailesini depremde kaybetmiş olmanın üzüntüsünü tekrar iliklerine kadar hissetti. Boş sandalyeye baktı bu sefer konuşmadı. Köyde el ayak çekilince akşamın karanlığında, onu sarmalayan o yalnızlık başlamıştı yeniden. Sandalyeye hiç bakmadan karnını doyurdu ve yorgun vücudunu, huzursuz uykularına bıraktı.
Sabah penceresinden baktığında, köyde alışkın olmadığı bir hareketlilik gördü. Hemen yere bıraktığı tozlu, boya lekeleri olan pantolonunu, gömleğini giyip köy meydanına koştu. Ağlayan kadınlar, çaresiz erkekler, havlayan köpekler arasında küçük Ali’yi gördü. Yüzü bembeyaz, şaşkın, ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerle hareketsiz oturuyordu. Öksüz Ali köye geldiğinden beri, görünce içinin aktığı, gözlerinden zeka fışkıran afacan bir çocuktu. Okulun açılmasını sabırsızlıkla beklerken tadilat sırasında bile çok şey öğrenmişti kendisinden. “ öretmenim, öretmenim” diye hep peşinde koşardı. Öksüz Ali şimdi yetim kalmıştı. Yapayalnız…
Cenazeden dönerken muhtarın da onayını alarak Ali’nin elini sıkı sıkı tuttu, başını okşadı. Evine doğru yola koyuldular. Kapıdan girince öğretmen Ali’ye uzun müddet sarıldı. Yalnızlıkları ruhlarından bir merhem olup akmaya başladı. Öğretmen Ali’yi boş sandalyeye oturttu.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.