Kendisini başkalarının kurtarmasını bekleyen kişiler yalnızca kölelerdir. voltaire
MuratKEREMk
MuratKEREMk

Zerrede Yazılan Hakikat

Yorum

Zerrede Yazılan Hakikat

( 1 kişi )

0

Yorum

1

Beğeni

5,0

Puan

174

Okunma

Zerrede Yazılan Hakikat

Zerrede Yazılan Hakikat: Sessiz Şahitlerin Dili

Yazar: Murat Kerem

Kalabalıkların içinde kaybolan insan, çoğu zaman hakikati uzaklarda arar. Gözünü göğe diker, yıldızların ihtişamında bir işaret bekler. Oysa hakikat bazen en uzağın değil; en küçüğün içinde saklıdır. Bir toz tanesinde, bir hücrede, bir damla kanda…

Zerre sessizdir; fakat susmaz. Küçüktür; fakat inkâr edilemez.

Nitekim Kur’ân şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah, zerre ağırlığınca haksızlık etmez.” Ve yine haber verir: “Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden gizli kalmaz.”

Demek ki zerre, yalnızca küçük bir varlık değildir; aynı zamanda ilâhî nazarın, ilâhî ilmin ve ilâhî gözetimin içindedir.

Hatta denilebilir ki, her bir zerrede Yaratıcı’nın varlığına ve birliğine açılan iki parlak pencere vardır. Birincisi, kendi başına hiçbir gücü ve şuuru olmadığı hâlde büyük görevler yapmasıdır. İkincisi ise, girdiği her yerde farklı sistemlere uyum sağlayarak genel düzeni bozmadan hareket etmesidir.

Küçücük bir varlık için bu, az bir şey değildir. Aksine bu, sessiz bir haykırıştır. Çünkü zerre, görünmez gibi olsa da; varlığıyla, göreviyle ve itaatiyle büyük hakikatleri ilan eder.

Zerrenin Fısıltısı: Güçsüzlük İçinde Kudretin İzleri

Bir zerre düşün… Ne aklı var, ne şuuru… Ne iradesi var, ne gücü… Fakat bir bakıyorsun; insan bedeninde en hassas görevleri yerine getiriyor. Bir göz bebeğinde yer alıyor, sinirlerle uyum içinde çalışıyor, kanın içinde yol alıyor, hiç şaşmadan görev yerine ulaşıyor.

Bu nasıl mümkündür?

Kendi başına olabilir mi?

Güçsüz olan bir şey, nasıl olur da böylesine büyük işleri kusursuz biçimde yapar?

İşte burada zerre konuşur; ama kelimelerle değil, hâliyle konuşur:
“Ben yapmıyorum; bana yaptırılıyor.”

İslâm düşüncesi bu noktada son derece nettir: Mümkün varlık, varlığını kendinden taşımaz; sebepler ise hakikî tesir sahibi değil, yalnızca birer vesiledir. Bu çerçevede zerre; güçsüz, cansız ve şuursuz olduğu hâlde, sanki bilinçliymiş gibi büyük vazifeler görmekte, ağır yükler taşımakta ve kendisinden beklenmeyecek derecede hikmetli neticelere vesile olmaktadır.

Bu durum, onun kendi hesabına çalışmadığını; aksine sonsuz kudret sahibi bir Yaratıcı’nın emriyle hareket ettiğini gösterir.

Çünkü kendi başına iş gören bir şeyin, önce ne yaptığını bilmesi gerekir. Hâlbuki zerre bilmez. Plan yapmaz. Karar vermez. Hedef belirlemez.

Öyleyse önümüzde iki yol vardır: Ya zerreye, kendisinde bulunmayan bilgi, irade ve kudret yüklenecektir… Ya da onun, sonsuz kudret sahibi bir Yaratıcı tarafından sevk edildiği kabul edilecektir.

Birinci yol akla kapalıdır. İkinci yol ise hakikatin kapısını açar.

Düzenin Dili: Uyum İçinde Hareket Edenler

Zerre sadece iş yapmaz; düzene de uyar.

Girdiği her yerde, o yere ait kurallara göre hareket eder. Sanki her yeri biliyormuş gibi davranır. Ama bilmez. Bilemez.

O hâlde ne oluyor?

Bir zerre, kâinatın genel düzenine uygun hareket ediyorsa, bu durum, o düzeni bilen bir iradenin varlığını göstermez mi?

Kur’ân bu düzeni şöyle bildirir: Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder. Her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü koymuştur.

Şimdi bir şehirde dolaşan yabancı birini düşün. Hiç tanımadığı sokaklarda trafik kurallarına kusursuz şekilde uyuyor, hiç hata yapmıyor. Bu mümkün müdür? Elbette değildir.

Fakat zerre bunu yapıyor.

Demek ki o yalnız değildir.

Bir zerre, kanda farklı bir görev yapar; gözde başka bir düzenin parçası olur; hücrede farklı bir uyumun içine girer. Her yerde ayrı bir sistemin içinde bulunur; ama hiçbir yerde yabancılık çekmez. Sanki bütün mekânlar onun vatanıdır.

İşte burada çok derin bir gerçek ortaya çıkar: Bir zerre kime aitse, dolaştığı bütün yerler de ona aittir. Çünkü bir şey, girdiği her yerde o yerin düzenini bozmadan uyum sağlıyorsa, bu; onun, o yerlerin sahibinin idaresi altında hareket ettiğini gösterir.

Demek ki zerre, düzene uyumuyla, hareketindeki dengeyle ve her sistemdeki yerli yerinde oluşuyla tek bir Yaratıcı’nın varlığına ve birliğine şahitlik etmektedir. Onu sevk eden bir bilgi vardır. Onu yönlendiren bir hikmet vardır. Onu her yerde yabancı olmaktan kurtaran tek bir sahiplik vardır.

Bir Asker Gibi: Emirle Hareket Edenler

Zerre başıboş değildir. Bir asker gibidir.

Nasıl ki bir asker, bulunduğu düzeni hiç bilmeden kusursuz hareket edemezse… Nasıl ki büyük bir ordunun düzeni tek bir komutanın emriyle yürürse…

Aynı şekilde bir zerre de, içinde bulunduğu yapının her parçasıyla uyum içinde çalışır. Gözde ayrı, kanda ayrı, hücrede ayrı görev yapar. Ama hiç karışmaz. Hiç şaşmaz.

Bu, tesadüf olabilir mi?

Yoksa tek bir emrin sonucu mudur?

Kur’ân bu hakikati şöyle ifade eder: Bir şeyi dilediğinde O’nun emri sadece “Ol!” demesidir; o da hemen olur.

Gerçekten de her bir zerre, bulunduğu yapıda farklı görevler üstlenir; farklı neticelere vesile olur; fakat her seferinde yerli yerinde, düzenli ve hikmetli hareket eder.

Öyleyse onu bulunduğu yere yerleştiren, görevini şaşırmadan yaptıran ve düzen içinde tutan kimdir?

Elbette bütün sistemi kuşatan bir Yaratıcı…

Yoksa bir tek zerreye, bir orduyu yöneten komutan kadar ilim ve idare vermek gerekir ki, bu; aklın kabul edemeyeceği bir iddiadır.

Rızık Yolculuğu: Görünmeyen Bir Düzen

Bir lokma ekmek… Ağza girer. Parçalanır. Sindirilir. Sonra zerrelere ayrılır ve görünmeyen bir yolculuk başlar. Bu zerreler damarlardan geçer, süzülür, taşınır ve hiç şaşmadan ihtiyaç duyan hücreye ulaşır.

Hiç yanlış adrese gitmez.
Hiç gecikmez.
Hiç karışmaz.

Bu nasıl bir sistemdir? Bu nasıl bir düzendir?

Bu, kör bir maddenin işi olabilir mi?

Yoksa her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir Rezzak’ın sevki midir?

Kur’ân şöyle bildirir: “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın.” Peygamber Efendimiz de haber verir ki, insan Allah’a hakkıyla tevekkül etse, kuşların rızıklandırıldığı gibi rızıklandırılır.

Burada sadece biyolojik bir akış yoktur. Burada ölçü vardır, zamanlama vardır, merhamet vardır, hikmet vardır.

Rızık için gelen zerreler, öyle düzenli bir şekilde ilerler ki; farklı aşamalardan geçerken sistemi bozmaz, sanki bilinçliymiş gibi hareket eder ve ihtiyaç olan yere ulaşır. Sonra süzülür, gerekli yerlere taşınır ve görevini tamamlar.

Bir lokmanın içinde bile rahmetin izi vardır. Bu sevk ve idare, tesadüfün değil; rahmet sahibi bir Yaratıcı’nın eseridir.

Çünkü kudreti açısından zerre ile yıldız arasında fark olmayan bir Zât için, bir hücreye rızık ulaştırmak da, bir galaksiyi döndürmek de aynı kudretin tecellisidir.

İmkânsızın İtirafı

Eğer bir zerre kendi başına hareket ediyor desek, o zaman her zerre bütün kâinatı bilmek zorunda kalır. Her yeri tanımak, her sistemi yönetmek, her bağlantıyı hesaba katmak zorunda olur. Yani bir zerreye, ilâhî sıfatlar yüklemek gerekir.

Bu ise sadece yanlış değil; açıkça imkânsızdır.

İslâm düşüncesinin ana çizgisi burada nettir: Eşyaya bağımsız ve gerçek tesir vermek, varlığı asıl kaynağından koparmak demektir.

Gerçekten de bir zerre ya bütün zerrelerle ilişkili olacak, her birine ve hepsine birden hâkim olacak, sayısız sistemi bilecek ve sayısız vazifeyi aynı anda yürütecek… Ya da bir Yaratıcı’nın emriyle hareket edecektir.

Birinci ihtimal binlerce defa imkânsızdır. İkinci ihtimal ise hem akla, hem gözleme, hem de varlıktaki düzene uygundur.

Hakikat budur.

Bir tek Yaratıcı’yı kabul etmemek için, her bir zerreye ilâhî sıfatlar yüklemek zorunda kalmak; aklın değil, çıkmazın işaretidir.

Ayasofya Kubbesi ve Zerrenin Sırrı

Düşün…

Ayasofya’nın kubbesindeki taşlar, eğer bir ustanın emrine bağlı olmasaydı, her bir taşın bir mimar kadar bilgili olması gerekirdi. Diğer taşlarla uyum kurması, düşmemek için karar vermesi, bütün yapının dengesini hesaba katması gerekirdi.

Bu mümkün müdür?

Değildir.

Ama benzer bir şeyi zerreler için kabul edenler çıkabiliyor.

Oysa zerrelerin yaptığı iş, bir kubbeden çok daha hassastır.

Demek ki orada da bir Usta vardır; görünmeyen, fakat her şeyde iz bırakan bir Usta…

Nasıl ki büyük bir yapı ustasız olamazsa, canlı bedenlerde çalışan zerreler de başıboş olamaz. Çünkü burada yalnızca inşa yoktur; aynı zamanda hayat vardır. Yalnızca şekil yoktur; aynı zamanda devam eden bir düzen, ince bir denge ve hikmetli bir işleyiş vardır.

Ayasofya kubbesindeki taşlar ustasız düşünülemiyorsa, insan bedenindeki zerreler hiç düşünülemez. Çünkü burada sabit bir yapıdan daha fazlası vardır: beslenme vardır, yenilenme vardır, onarım vardır, büyüme vardır, dengeleme vardır. Bütün bunlar, her an işleyen bir düzenin içinde gerçekleşir.

Demek ki orada da bir Usta vardır. Hem öyle bir Usta ki, zerre ile yıldız arasında kudreti bakımından fark bulunmayan… küçüğü küçüklüğü içinde, büyüğü büyüklüğü içinde idare eden… bir tek zerrede bütün kâinatın dilini konuşturan bir Usta…

Sessiz Şahitlerin Haykırışı

Bugün insan, bir tek Yaratıcı’yı kabul etmemek için binlerce ihtimali kabul ediyor. Bir tek hakikatten kaçarken sonsuz çelişkiye düşüyor.

Oysa hakikat çok yakındır:

Bir zerrede…
Bir damlada…
Bir nefeste…

Ve her biri sessizce ama kesin bir şekilde şunu söyler:

“Biz kendimize ait değiliz.
Bizi yaratan var.
Bizi yöneten var.
Ve biz O’na şahitlik ediyoruz.”

Kur’ân bu şahitliği şöyle mühürler: “Onlara hem ufuklarda hem kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz.”

Aslında bir tek Vâcibü’l-Vücud’u inkâr etmemek için, zerreler sayısınca bâtıl ilahlara kapı aralanmış olur. Maddeye şuur yüklenir, tesadüfe irade verilir, sebeplere kudret isnat edilir. Oysa bütün bunlar, hakikatten kaçmanın daha ağır bir bedelidir.

Çünkü bir tek Allah’ı kabul etmeyen, susmayan bütün eşyanın şahitliğine karşı gelmiş olur.

İnsan bazen göğe bakarak bulamadığını, bir zerrede bulur.

Çünkü hakikat, uzaklarda saklanan bir sır değil; her şeyin içine yazılmış ilâhî bir mühürdür.

Ve zerre…

O mührün en küçük, ama en susmaz harfidir.

Zerre susmaz…
İnsan susar.

Zerre inkâr etmez…
İnsan eder.

Ama hakikat…

Her zaman konuşur.

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Zerrede yazılan hakikat Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Zerrede yazılan hakikat yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Zerrede Yazılan Hakikat yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL