28.10.2017 01:10:34
Ellisinden sonra böyle mi oluyor ne
Bir garip bezginlik çöküyor
Sanki benim gibilerin
Doygunluk gölüne dönen gönlüne
Ne bileyim
Bir turna sürüsünün dağınık uçuşu
Her gün güneşin aynı yerden doğuşu
Ya da bir akşam vakti otobüste birinin
İkide bir yanında hapşırıp duruşu
Ağır geliyor ruhuna sanki insanın
Nedense elliyi geçince
Her şey yoruyor insanı
Yemek, içmek, işitmek, konuşmak
Sadece susmak istiyor ruhu artık
Susmak… Öyle bir susmak ki
Âdeta belleğinden kusmak gibi
Bildiği bütün kelimeleri
Bazen birkaç çeçe sineğinin
Dönüp dönüp burnuna konması dahi
O kadar çileden çıkarıyor ki
Bizim gibi yaşı elliyi geçenleri
Sinek değil o konanlar sanki
Upuzun gam dağlarının
Tırnakları demirden yapılmış serçeleri
Hatta en ağır yük oluyor bazen
İnsanın kendini bile taşıması
Yaşı arttıkça yaşıtlarının azalması
Mesela bir sabah hazin hazin
Yanık bir sala sesi duyması
Veya bir tanıdığın daha
Sirenleri acı öten bir ro ro gemisiyle
Ömür rıhtımından ayrılması
Üzebiliyor insanı çoğu zaman
Batan güneşin küskün küskün
Kaprisli bir çocuk misali
Bir yana doğru uzaklaşıp gitmesi
Veya yılgın bir akşam vaktinin
Derin cümbüşlere gömülmesi
Köpük köpük oynaşan duyguların
Yakamoz zahrafeli sularda
Kırık hayallerle dans etmesi…
Hâsılı, ergin armut duruşlu
Bir hâle dönüyor sanki
Elliye doğru merdiven dayadığında
Hemen her insanın akıbeti
Dokunsanız ağlayacak gibi oluyor hâli
Âdeta yumuşuyor ruhu ve bedeni
Azalırken dallara tutunma kuvveti
Çoğalıyor rengi sarardıkça besbelli
Olgunlaşan tüm meyvelerin
Teker teker yere düşme nedeni
Mesut ÖZÜNLÜ