2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
110
Okunma

İNCİ
Muhtar, elinde bir mektupla ara sokaktan evimizin önüne doğru sallana sallana geliyordu. Üzerinde yeşil gömlek ile kahverengi bir yelek vardı. Yarı kırlaşmış saçlarını sağa taramış, uzun bıyıklarının hemen altında kirli sakalıyla oldukça yorgun bir haldeydi. Onu gören annem, elindeki baltayı bırakarak oturduğu yerden hızla kalkarak üstünü başını düzeltti. Muhtar yaklaştığında, iki elini önünde bağlayarak beklemeye başladı.
“Saadet abla, size mektup var,” dedi muhtar, sesi her zamanki gibi boğuk ve durgundu. İçtiği kötü tütün sesini iyiden iyice kalınlaştırmıştı. Annem şaşkın bir şekilde, “Kimden acep? Bize kim mektup gönderir ki?” diye sordu. Muhtar omuz silkerek, “Vallahi bilmiyorum, üstünde bir şey yazmıyor,” dedi. Annem, mektubu aldı ve açılana kadar muhtar başımızda bekledi.
Annem, mektubu bana uzattı. “Oku bakalım, kimden gelmiş?” dedi. Mektubu açıp okumaya başladım. Üst kısmında büyük harflerle şunlar yazıyordu:
“ Hastane arkadaşın İnci’den mektup.”
Mektubu okumaya başladığımda muhtar müsaade isteyip yanımızdan ayrıldı. Annem, kesilmiş bir ağaç kütüğüne oturdu, biraz önce bıraktığı baltanın sapından tutarak dikkatli bir şekilde beni dinlemeye başladı. Beyaz çizgili kağıdın üzerine siyah tükenmez kalemle özenerek yazıldığı besbelliydi. İlkokul üçüncü sınıfa gitmeme rağmen zorlanmadan okuyabiliyordum.Mektup bizi yıllar öncesine götürüyordu.
1980’li yılların başında, köyden şehir merkezine ulaşımın neredeyse imkânsız olduğu bir dönemde, annem Sivas Numune Hastanesi’nde, Tokatlı İnci Hanım ile aynı odada kalmıştı. İnci Hanım, zayıf, uzun boylu, esmer bir kadındı ve yaşı 25-30 civarındaydı. Annem ise ondan 4-5 yaş daha büyüktü. Hastanede yatan İnci Hanım’ın çocuğu, onun ilk evladıydı. Annemin ise o dönemde küçük kardeşimle verdiği mücadele vardı. Kardeşim vefat ettikten sonra annem İnci hanım’la iki üç yıl kadar mektuplaşmış daha sonra da izini kaybetmişti.
İki anne, bu zorlu süreçte hastane odasında bir yandan çocuklarının hayatta kalması için dua ederken, diğer yandan birbirlerine destek olmuşlardı. Altı aylık süre boyunca, iki çocuktan yalnızca biri hayatta kalabilmişti. Zatürreye yakalanan küçük kardeşim o dönemde hastalığa yenik düşmüş, ancak İnci Hanım’ın çocuğu hastalığı atlatmayı başarmıştı. Bu acı dolu süreç, iki annenin içindeki sızıları bir nebze olsun hafifletmiş ve aralarında derin bir dostluğun oluşmasını sağlamıştı.
Köylerden kış günü hastanelere düzenli erzak götürmek mümkün olmadığından, babam hazırladığı erzakları haftalık olarak anneme ulaştırıyordu. Annem de bu erzakları sık sık İnci Hanım’la paylaşıyordu. Erzakın gelmediği günlerde ise İnci Hanım’ın memleketinden gelen yiyecekler tüketilirdi. Zamanla, bu yardımlaşma aralarındaki bağı kardeşlikten de öte bir seviyeye taşımıştı. Kolay değil bir hastane odasında tam altı ay yoklukta ve acıyla bir lokmayı paylaşmak.
İnci Hanım, daha önceki mektuplarından birinde, mektubun bir köşesine hastanede çektirdikleri annemin ve kendi fotoğrafını dikiş ipliği ile yan yana dikerek üzerine şunu yazmıştı: “Canım ablam Allah bizi ömür boyu ayırmasın.”
Mektup, annemi oldukça heyecanlandırmıştı. İnci şöyle yazıyordu:
“Sevgili ablacığım, hem benim hem de senin manevi oğlun olan oğlumun sünnet düğünü var. Seni de davet etmek istiyorum. Gelirsen çok mutlu olurum.” dedikten sonra evinin adresinde yazmıştı.
O dönemde elde yok avuçta yoktu. Annem, Sivas’ın bir köyünden Tokat’a nasıl gidileceğini kara kara düşünmüştü. Araç bulmak imkânsızdı. Ancak, elinden geldiğince bir çeyrek altını zarfa koyup İnci’ye cevap yazdı.
Aradan yıllar geçti. Tokat’a öğretmen olarak atanmıştım. Annem, geçmişe olan özlemiyle İnci’nin oğlunu bulmamı istedi. Geçmişte kaybettiği küçük kardeşimle yerine koyduğu bu çocuğu görmek, yılların izlerini silmek istiyordu. İnci Hanım’ın yıllar önce yazdığı mektubu sandığından çıkararak adresini bana verdi.
Mahalle mahalle sokak sokak İnci hanım’ı aramaya başladım. Ancak araştırmalarım, beni derin bir hüzne boğdu. İnci Hanım, yıllar önce hayatına son vermişti. Oğlu ise Tokat’ı terk etmiş, izini kaybettirmişti.
Bu gerçeği anneme hiçbir zaman söyleyemedim. Onun umudu ve hayali, hep içinde yaşattığı dostluğuydu. Bense bu dostluğun gölgesinde onun sevgi dolu yüreğini izlemeye devam ettim.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.