16
Yorum
16
Beğeni
0,0
Puan
2162
Okunma

Akşam öperken körfezi,
Çam kokan rüzgarların özlem şarkılarında
Yaşama tutunarak,
Ağ atıyor balıkçılar zamana...
Haydi rastgele !
Meltemin serinliğinde,
Anılar tutar elimden, götürür eskimiş düşlerime.
Önlüğümün sökülmeyen eteğinde umutları
Toplardım küçücük yüreğimde.
Beslenme saatinde; Marshall’ın
Balık yağını yuttum diyip,
Dil altında sakladığım
Masumca bir yalandı...
Ceviz ağacına çıkıp dilimizde türkülerle
Dantel örme hevesiyle,bazen tabuları yıkıp
Kınalı parmaklarımıza sardığımız ipliklerle,
Yarışırdık Çiğdem, Zülal ve ben.
Duymamıştık Nazım’ın ben bir ceviz ağacıyım şiirini.
Yasaklıydı o zaman;
Toprak sevişirken yağmurla,
Lâstik çizmelerim oynaşırdı çamurla.
Ağrısa da bileklerim,
Burnumda tüter çocukluğum,
Özlerim.
Okul çıkışlarında,
Görünürdü uzaktan kara kalpaklı dik başı
O zamanlar kırkbeş’di yaşı.
Babamın tiftik eldivenleri,
Biri bende diğeri onda.
Tutardı elimi, içimi ısıtırdı ellerinin sıcaklığı...
Bazen kafası kıyak dayımla gramofon başında,
Abdullah Yüce’nin ızdırabını
Takılsa da taş plak üst üste dinlerdik.
’ - Bak yeğen! Bir gün seversen eğer;
Onun gözlerine bak, orda kalbini görürsün ! ’ derdi...
Hatırladıkça dünü zıpkın batar canıma.
Sevdiklerim birer birer ayrılırken yuvadan,
Pansumana karındaşım, sırdaşım ablam gelse yanıma...
Göçenlerden geri kalan
Ya kahverengi ya siyah beyaz bir fotoğraf...
Yine vedada kocamış yıl !
Neler aldı neler verdi?
Aktı, ömürden yedi.
Arkasında bir avuç hüzün
Bırakıp gidiyor...
Her yıl yeniden doğarken
Bizleri tüketiyor...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.