2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1230
Okunma
Hey Akşamcı!
Var mı bi şiirin
Şöyle hüzün tadıyla
Sıkınca ruhuma
Nevrimi darmadağın yerinden patlatacak,
Ya da iki kader zehir
Sonunu özlerken çırpınışlarımı;
Nefesimi boğarken
Diri diri ölümlerimi hafızama unutturacak..?
Bilir misin Akşamcı?
Soluğumun kurak yamacında
Kıvrım kıvrım bir Nil’in yalpalanışı
Boğazımda Haliç’in azgın baharı
Ve gözlerimde
Başına buyruk bir çerinin dev/rilen/kazanı...
O kadar içmişim ki kan uykusu intiharları
Kalbim kör kütük dönüyor durmadan.
Şu en ıssız karanlıklarımızda
Çocukça vurulduğumuz şehrâyin düşlerden demlesen diyorum
Oturup baş döndüren koyaklarda
Belki de akşamın en vefa sızısında
Alev alev yudumlasak
Hiç eskimeyen kelepir avuntularımızı
Keser mi acaba
İçimde bıkmadan sayıklayan şu çarpıntılarımı..?
Söye Akşamcı!
Mutluluk namına
Göğüs göğüse bir cenkin tutsağıyken;
Eline tutuşturulan yalnızlık mührüyle
Kendi ölüm fermanını taşıyan bir ulak gibi
Çağlar boyu kaçtım cesedimden
Bulmak adına bir kez olsun
Terk ettiğim kendimi.
Şimdi başım,
Buz tutmuş cellat taşında çırpınırken
Vursam boynumu bir çırpıda
Ayrılır mı bu hain sesim incelmiş gövdemden..?
Bak Akşamcı!
Geliyor g/ecemiz şuh endamıyla yine
Dağıtıp saçlarını usulca
O en koyu gizemini giyinmiş örselenmiş bedenine.
Kim bilir,birazdan
Kaç sûni sevdayı alır koynuna
Göğsünde kaç zamanı uyutur
Acıya inat kıvranan buruşmuş teriyle
Kim bilir?..
Sabaha varmadan
Makyajı aksa da koca bir yalanın
Ve kavgasını verirken müezzinler
Gönle sığmayacak kadar bir İsmi büyütebilmenin
Bense, boğazıma halka halka dizilmiş
Bir çıngırağın darbeleriyle
Bakmadan gözünün yaşına bu mâsum çelişkinin
Vururum kendimi sere serpe...
Duy Akşamcı!
Yediveren gül namına
Engerekli dağların haşmetinden pervasızca çalınan
Kendi göğsünün sayısız gürleyişine tanık
Ve her sabah uyandığında
Gözlerinde delice çarpışan bir Aşkın efkârıdır bu.
Öyle "Kus..!" deyince bozmaz sırrını divitim
Özlemden öte yalnızlık mı var?
Doldur bahtımı da bin kez daha delireyim...
Ört sözümü Akşamcı!
Üşüyorum...
Bu siyanür tadı sessizlik
Gelişigüzel giyilen bir kefen gibi
Üst üste sahnelenmiş
Trajikomik sanrılarla irkilir her şafak.
Hangi toprağı kazısam
Hangi göğü yarsam
Ve hangi hayatı boğsam tutup ümüğünden
Bir kez olsun yırtılmaz mı be
Umuda saklanan hiçbir duvak..!?
Dört nala geçerken cefamız yanlış kıbleye
Kör bir uçuruma uzanır ellerim her seferinde.
Aşınca haddini gözlerim
Topuklarımda yine o en beceriksiz korku
Hadi, söndür yıldızlarını da gecenin
Nasılsa yetişmez ardımızdan
Asırlarca beklediğimiz o mâsum doğru...
(Sezgin Karadağ)
5.0
100% (3)