15
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
2471
Okunma

HAZANDA SİMAV
Var mıdır âlemde hiç, bu yangının bir dengi,
Ölüm solur bu mevsim, yeşil-sarı ahengi…
Hangi toprakla yaprak, nerde böyle barışık?
Hüzün tüter gönüller, her yer karmakarışık…
Ölüm tadında veda, su gelmeze akınca,
Akrep elinde ova, Hisar’dan bir bakınca.
Güneş soluk, ay mahcup; börtü böcek saklandı,
Güz yangını gönülde, bayramlar yasaklandı
Suları çekilmiş göl, yıldızlarla dertleşir.
Hava kederli her gün, biraz daha sertleşir
Zaman elde kıvranır, güller gönülsüz açar,
Sıkılır bu hayattan, güneş vakitsiz kaçar..
Dağın başı dumanlı, küsmüş vefasız şehre,
Nicedir bekleriz de, su vermez bizim nehre…
Hazan renkli ayvalar, dalda nazla salınır
Ölüm kokan yapraklar, düşer, ağlar, alınır…
Bitkin bulut alçalmış, su bile yorgun akar,
Bitmiş bahçede neşe, her yer yalnızlık kokar…
Minarelerde selâ, gözlerde sıcacık nem
Ellerde birer mendil, ayrılık kokar bu dem
Anladık ki sonunda, çabuk bitermiş ömür,
Nerde kuşlar bayramı, nerde mangal, kül, kömür?
Hüzün içerim daim, sönmez içimin hârı
İşte böyle Yunusi, Simav’ın son bahârı
Ekim 2008
Yunus Çetkin
--------------------------------------------------------------------------------
YAZIMIZ BİZİM
Gölcük, Sinecik, Eynal, Naşa, Çitgöl, Hisarbey
Derler: -Var mı yörede bizden güzeli Hey!
Birbirinden güzel bu beş yerde mangal yanar
Kor kor yandıkça ateş insan cenneti anar
Közde et cızıltısı, ağaçlarda kuş sesi
Sesleri duydukça gelir insanın neşesi
Her bir gölgede bir cennet sofrası kurulur
Bu manzarayı görenler gönülden vurulur
Sular fışkırır yerden, göklere buhar buhar,
Gözlerde neşe vardır gönüllerde hep bahar
Nice yollar kat edip yanmışlar için için
Ebabiller gelmiş bize eşlik etmek için
Ağzında yem bizi görür yönelir yuvaya
Gördükçe neşelenir koşar ordan oraya
Bitişi haykırır kâh ovaya kâh dağa nazır
Yavrusunu büyütmüş leylek göçe hazır
Ağustos böceğinin keyfi yine yerinde
Karınca telaşlıdır, aklı hepten derinde
Kel başlı dağlar aşağıya güzellik süzer
Güzellik denizinde nice gönüller yüzer
Başaklar boydan boya güneş rengini almış
Her biri boyun büküp bir inzivaya dalmış
Düşman mevziyi ele geçirme hırsına eş
Kıştan intikam alma derdiyle doğar güneş
Patos ağzında ekin duman duman kavrulur
Tazyikli su misali toz toz külü savrulur
Simav Dağından bakar yeşilin her bir tonu
Seslenirler sürekli: “Hazandır yazın sonu.”
Çaresiz, hazanı bekleriz yazılmış yazı
İşte böyle Yunusi, Yeşil Simav’ın yazı
Yunus ÇETKİN
Simav, Temmuz 2010
--------------------------------------------------------------------------------
KIŞIMIZ BİZİM
Kuşlar görmeden kışın üşüten sert yüzünü,
Düşürdüler içlere, bir ayrılık közünü.
Neşeli kuşlar gitti, güller apansız soldu,
Bülbülün boynu bükük, her yer virane oldu.
Düzlüklere düşerken göklerin gözyaşları
Birdenbire ağardı, hep dağların başları.
Eynal yolunda tarlalar ilk güzden ekilmiş,
Kimseler yok ortada, herkes eve çekilmiş.
Ortalığı yıkıyor rüzgâr, gözü dönmüş,
Güneş bile titriyor, ateşi çoktan sönmüş.
Bir sobanın üstünde, bin kestane kavrulur
Cam ardında, göklerden misafir kar savrulur.
Her bir tane haykırır: Vardır, birdir Yaradan
Kalkınca görürsün, ten denen perde aradan
Gider geliriz yer gök arasında her asır
Bilin siz, işimizde hiç eylemedik kusur
Kirlettiniz, güneşte paklandık geldik yine
Meyletmek olmaz elbette fani yerde/kine
Karın sükûnetinde içime huzur akınca
Gördüm melek kanatlı karı camdan bakınca
Ağaçlar, arabalar, adamlar bile kardan,
Güneşe bakamaz kar, görünce erir ardan.
Hisar etrafından göğe yükselirken duman,
Çömlekte kaynar fasulye, kokusu pek yaman.
Çevre yanımız kardan kalelerle çevrili,
Bu güzelin yanında tutulur insan dili
Güzel görenin güzel olurmuş içi dışı
İşte böyle Yunusi Simav’ın kara kışı
Yunus ÇETKİN
Ocak 2011, Simav
Önce güneş gösterdi özlenen gül yüzünü
Etmeye başladık güzel günlerin sözünü
Cemreler müjdeledi leyleklerse getirdi
Baharın habercisi çiğdem hüznü bitirdi
O küçük haliyle çiğdem baş kaldırdı kışa
Kuvvet aldı büyükler içini vurdu dışa
Yer yedi renk boyandı günler bayramdı sanki
Edilemez tarifi güzelliğin o anki
Rengârenk açtı çiçekler hava güzel koktu
Artık iç karartan kara kıştan eser yoktu
Şehrin üzerinden bulutlar bile dağıldı
Sanki gökten yere bin bir güzellik sağıldı
Bağ güzel, bağçe güzel, hem gönüller güzeldi
Güzellik bu yeşiller diyarına özeldi
Bülbülle güllerin vuslatı yakındı artık
Zifiri geceden umuda akındı artık
Sokaklar gibi gönüller de hareketlendi
Sofralar, cepler, hem de günler bereketlendi
Gördük ki yokuşlardan sonra gelirmiş düzler
Düzü görünce bir tepeden gülermiş yüzler
Baharı gören su dağdan ovaya koşuyor
Vuslata ermek için koştukça hep coşuyor
Hisar yalnızlıktan kurtulup murada erdi
Artık gülen yüzlerin gülüştüğü bir yerdi
Ağaç altında masa, masada çaylar tüter
Dostlarla bir bardak çay içince derdin biter
Yunusi, börtü böcek her ne varsa uyandı
Uyanmayan odun olup ateşlerde yandı
Uyan sen de şimdi bak gemi sona yaklaşıyor
Buna alâmet saçın sakalın aklaşıyor…
Çiçek dediğin insanın içinde açmalı
İnsan dediğin etrafa baharlar saçmalı
Nisan 2012
Yunus ÇETKİN
5.0
100% (8)