1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1607
Okunma

Henüz küçücüktüm.
Tıpkı türk koçanlı Gönyeli gibi.
Şenol’un kahvehanesinden,
Kum ocakta pişen
Bir köpüklü kahve içemedim
Yaşım yetmediğinden.
Oysa mis gibi kokar dı.
Zaman tüm lezzetiyle
Yüreğime akar dı.
Çile dramlı anamın
Komşu dedikodularında
Etek dibinden He-man motifli,
Sümüklü bir çocuk bakar dı...
O; benidim...
Çolak kasaptan aldığımız
Etleri beleş zannederdim.
Babamın selamını söylerken
Velet gülüşüm
Veresiye defterinin garantisindeydi.
Halbuki bu masumiyet
Ne basit bir mikro ekonomiydi.
Babamın bir selamı
Çek yaprağına bedel di.
Mahalle arası bakkalların tekelinde,
Mahcubiyet cefası peşin ödenmiş,
Veresiye günler di...
Her fırsatta top oynardık
Tepede, harmanlıkta, ya da
Bizim okulun dikenli coğrafyasında.
Top çizgiyi geçse de geçmese de
Topluca kavga ederdik.
Cam kırıkları ve sündürülen kulaklarımız
Güldürürdü kızları,
Façamız bozulurdu.
Kalbimiz kırılır, utanırdık teneffüslerde.
Potinlerimiz yırtılırmış kime ne..
Necati Tilki gol kralıydı liglerin,
Tabi gönüllerimizin de.
Eve dönerken tezahürat yapardık
Zihni dayının emektar otobüsünde...
Bayramlar bir Hüsamettine bayram dı,
Bir de çocuklara.
İçim içime sığmaz uyanırdım sabahlara.
Ayakkabımı yepisyeni giyerdim.
Sabahı zor ederdim.
Yavaş yavaş başlar dı
Makro ekonomiye terfim.
Öpülen el sayısı ile
Toplanan paranın eyrisini
Pastiş peçetesine çizerdim.
Para yerine şeker verenlere
Beddua ederdim( ama sayılmaz)...
Ne güzel günler di ama.
Henüz küçücüktüm.
Annemle Babamın her kavgasında
Odama kaçar, göz yaşlarımı
Yastığımın altına saklardım.
Çığlık çığlığa susardım ağladığımı.
Nereden bilirdim ki
Evlilik çorbasına tuz ile biberin
Bu kavgalarla atıldığını.
Sonra barışırlar dı,
Şeftali kebabı yapardık.
Babamın rakısıyla iki tek atardık
Ama benimkisi sek su...
Demirci yanına çırak oldum bir dönem.
Çocuk olmak daha güzel di oysa.
Tam uyuşmaya başlamışken
Pas rengi ile ten rengim,
Nakl-i zenaat yapıp
Koltuk döşemecisi oluverdim.
Etim ustamın oldu,
Zaten kalsiyumsuzdu kemiğim.
Yüreğim hala küçücüktü
Ama artık büyümeliydim...
Süzülen uçurtmalara süzülür dü
Kuş kanadı yüreğim.
Ayaklarım yerden kesilir di.
Ustam enseme tokatı patlatınca
Ayaklarım yine yere basar dı.
Hayal olurdu hayallerim.
Çocukluğumdan çıkıp
Çıraklığımın farkına varırdım.
Küçük ellerime büyük gelir di kerpeten,
Utanırdım.
Yıldırayla mükdar oyun oynardı,
Kıskanırdım...
Evde çocuk, okulda talebe,
Tatilde amele.
Okul kurtuluşum olur du.
Tatil benim neyime.
Gönyelinin kerpiç evlerle süslü,
Yasemin tütülü sokaklarında,
Kuş yürekli, eyri ayaklı bir
Çırak çocuktum.
Ne güzel günler di ama
Henüz küçücüktüm...
Küçük yüreğimde
Büyük fırtınalar kopar dı.
Göğüs kafesimin içine
Dar gelirdi çocuk yüreğim.
Ama tüm çocukluğum sığar dı.
Lingiri oynardık hayatla,
Kafamız gözümüz yarılır dı.
Hayat bizi pek takmaz dı.
Barcı Hüseyin’in, Fatmalı nene’nin,
Ahmet Aziz hocayla Kruf Halil’in,
Kaleci Yılmaz’la Hacı Ömer’in Gönyelisinde
Çırak, çocuk ve küçücüktüm.
Geleceğin umutsuz karanlığına
Maziden ışıldayan bir gülücüktüm...
İSMAİL BOYRAZ
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.