5
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
2123
Okunma

Kasım...
An gelir
Kanlı seremoni eşliğinde hayat
Dokuz kandil ışığında
Bir akrebe can verir
Çığlık çığlığı doğurur
Küçük bir düş konar avuçlara
Tüm türkülerin dili baharca
Herhangi bir gün…
Buğulu eteğinden tutar kız kulesini bir çocuk
Denize dört şerit yol açar parmakları
Mavi düşler taşır uykularına martı çığlıkları
İstanbul yedi kanadıyla sarmalar
"Çingeneler Zamanı"
Yıl gelir…
Üsküdar yokuşunda düşürülür bir çocukluk
Hüzün basar burnunu çekip ağladığın kaldırımları
Pencereden son kez bakarsın denizine
Sayıp bitiremeden siyah masadaki yıldızları
Hacıyatmazlarınla veda anı
Kasım yine…
Ağzıyla seni yemleyen baba güvercin
Soluk soluğa şimdi
Yüreğindeki bu sıkışma niye
Yoksa...
Eski ahşap ev gelir gözünün önüne üç katlı
Hani o ikinci kattan camla birlikte düştüğün
Sol alnında dikiş izi bırakan
Sonra babanın sesi gülümsemeli
“Herkes anne diye ağlar hayatta, benim kızım baba diye”
Vakit gelir, yüreğin çekip kopartılır içinden
Bir gururun kalır geriye, bir gri kazak
Hani yakası fermuarlı diye çok sevdiği
Ama ille de sen aldın diye sevdiği
Bir de sarılıp uyuduğun kazak kokusu
Üstünden tek tek topladığın saçları
“Ölüm kokardı tüm kasımpatılar
Burnumun direğini sızlatacak kadar"
Nevin Koçoğlu
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.