30
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
2798
Okunma

siz hiç kalemle çizilmiş bir güneşin doğuşunu beklediniz mi?
avuçlarınızda sönük bir intibah
ve kapakları paslanmış kapı aralığı ertesinde
yarısı kendine gömülü ay’ın
ışığı kesik ateş böcekleri dökülür sûretime
ölü büyüten duvarlar göğüsler kayıpların salâsını
peşine doğar gün anasından
ezelî rekâbetin göçüğü altında kalır cûret_i nîda !
siz hiç durgun bir kıyıya parmaklarınızla fırtına taşıdınız mı ?
fânusunda hıçkırıktan sütunlar
ve çatlağından dolan kasırganın yatak kavgası
tâkât , gövdesine doğru çeker dizlerimi
varışlarımın dumanı tüter olduğu yerde
nefesimin yürüyüşüne batarken marâzi çırpınışlar
etimden c’anlar çıkartırlar
üzerimde deniz yanığı kokan yosun kökleri , çürüyorum !
* siz hiç yakıp yakıp söndürdünüz mü şehrin mahyâsını ?
kıvılcımları boşluklar donatır
ve kulaklarından tavana asılır gölgelerin ipuçları
Araf ’ın toprağında artık kıyâmetin ateş külleri
günâhlar çıplak
adımlar sayılı
yüzümün astarı da düşer ellerime
sadece yılların çizgileri asılı kalır bende
artık nikâhı kıyılmalı korkunun eceliyle !
5.0
100% (31)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.