21
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
1561
Okunma

sabah,
kır saçlarını döktü alın terine
ilk şafakta;
yansıdı ipek yolundan,
peygamberler şehrine....
rüzgâr gibi savrulan ayak izleri;
mistik bir huzur,
Halil-ür Rahman!
//içindeki aşk!
nice ateştir yakan;
çare mi kül olana yanmak...?//
her dem donarken Nemrut’un koynunda
İsa’nın mendili silse de gözyaşlarını
dökülen;
sevgidir ceylanların içtiği pınarlardan
-su y/akar, " ateşi sevginin" harında –
kırmızıya dönmüş kefenin rengi!
kırsan zincirini taptığın putların,
harun kadar olsa da malın,
sil gözlerindeki perdeyi!
anzeliha gölünden.
düştüğün kadardır ateşin,
içtiğin kadar sevgin!
bir habbe varsa yüreğin;
at ateşe yansın…
yağmur kuşu;
gezinir dalga vuran rıhtımlarda
titrek kanatlarında gizli bakışları
bir dervişin seyri seferinde
saydığı dalgalar...
ya da;
Harran’da yediğin künefe!
kapatma kümbetlere kendini
yık sevgin ile bendini
“aşk’ı” yaşamak bir başka Urfa’ da
korkma! at kendini
ateş olma,
su yakar
nefsini..
Ümmü AŞCI.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.