8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1620
Okunma
Çocukluktan bir düş esti bu yana
Şehir yaralarını sardı ondurdu
Evlerin altı anason kokardı, damları salça
Odalarda sarhoş gezerdik gün boyu
Damda beyaz uykulara dalardık sonra
Sırtımız yeryüzüne dayalı
Fezaya düşecek gibi olurduk bir an
Yıldızlar bir avuç sönmüş efsane
Başımız dönerdi göğün süsünden
İhtişamından gecenin
Dua ederdik yağmura, berekete
Ve ekinlerin mahzun haline
Mevsimlerin muştulu inayetini beklerdik
Hangi ilimle yerleşip bir su damlasına
Düştü mü lütufla toprağa rahmet
Gayrı bayram ederdik çoluk çocuk
Ve tokaçla döverdi kadınlarımız
Kirli çamaşırlarını çayda
Eteklerini toplayıp dizlerinde
Beyaz baldırları meydanda gülüşe oynaşa
Düğünleri keşkekle donatırdık
Sofraları şükürle
Helvayla uğurlardık ölmüşlerimizi
Bizim orda kabirleri derin kazardı mezarcılar
Sapıtmalar kıbleye dönük olurdu
Merhumu hep iyi bilirdik zahir
Suyu tulumbadan çekerdik
Yeraltı kuyularından medet
Aşkı, kederi ocak başından
Özlemeyi kandillerin gölgesinde severdik
Sevdayı ağaçlara kazırdı delişmen gençler
Küçücük kır köyü işte ne olacak
Muhtarı, demencisi, delisi vardı
Ezanlar iliklere işlerdi sabahları
Beş vakit olmasa da icabet ederdik
Çobanıl ümitler içinde Allah’ın evine
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.