3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
3041
Okunma
__________________duyguları öldüren kimse, ona...
duygularım cebimde
bazen bozdurup harcıyorum
biriktiriyorum bazen
yığıyorum üst üste
elimde aklımdan arta kalan fazlalıklar
en ücra köşesinde dilimin sivilceler büyüyor
ergen küfürler ürüyor beynimde
edepsiz ve sıcak
ne varsa kimde, gizli saklı?
neyi taşıyorsa mini etekler?
papatya desenli pazen entariler
basma fistanlar ve amerikan bezi
şiir gibi dökülsün diyorum lirik
aldatılmış korkular bürüyor beni
nice hayınlıklar uçuşuyor içimde
eriyip bitiyor aşk ve hasret
__________umut ve öfke
__________sevgi ve nefret
isimsizce
kararan kızıllığın patlayan şakağında
durgun sular kadar ölüdür şafaklar
fasl-ı hicaz makamında
bıçak ve kefen
eceli sayıklıyor aşklar
lanetli düşlerin girdabında öfkeli
artık okşamak istemiyor gibiyim kalbini
yeryüzü yatak olsa, ay ışığı yorgan
ovalansa mahrem yerlerim
kadınca dövmeler...
ve kasılmalar erkekçe...
teselli verir mi acep
illetli vakitlere kovmak fecri
merhametsiz diye süngü çekmek aydınlığa
mehtabı bozkırlarda kovalamak
manasız bir yürüyüştür seninle olmak
anlamın duyulmayan çığlığı, buharlaştığı zaman
türküleri unuttum çünkü, dilim kırık
tuttuğum dilekler isyan ediyor bana
öptüğüm çiçekleri unuttum artık
ne zaman göz kıpmışlardı?
bilmem ki hangi baharlarda…
duygularım pazarda, kelepir
bundan gayri iz sürüp karda
ölülerle pazarlık yapacağım mezarda
satacağım haraç-mezat
sen, ey hevesi dünyaya mahpus hayat!
sonunda öğrettin bana
duygular nasıl ölür açmamış çiçeklerde?
kumrular neden suskun?
niçin görmüyor kulaklar?
gözler duymaktan yoksun
öğrettin bana
halbuki eskiden ben
kalbi olduğuna inanırdım taşların
ateşin vicdanını duyardım içimde
yağmurun ağladığını
katıksız bir lokma yırtarken yetimin boğazını
rüzgarın kızdığını duyardım yükselterek avazını
demir erirdi
su ve ateş erirdi
karıncalar azıklarını öksüzlere verirdi
Azrailin ağladığını duyardım içimde
Kabil’de Filistin’de
Bosna yanardı
buruk düşler sarardı bakireleri, kanlı tüller altında
bombalar yağardı Bağdat’ta sağanak sağanak
şemsiye olurdu güller, ümitler sığınak
bir hüzün bürürdü balıkları Mora’da
bulutlar yangınları söndürmeye yürürdü
çaresiz bakışları görürdüm Marmara’da
pişmanlık yaşardı toprak
göz yaşları nehir olmuş akardı
şaşkın şaşkın bakardı mehtap
duyardım
damla damla yaş dökerdi yapraklar
hıçkırıklar damıtılırdı sanki
korkular korkuları bağlardı
ağlardı bülbüller derin derin
ölümü üşüten sıcaklığı yansırdı yerin
hayallerin ıslandığını duyardım bulutların gölgesinde
ayrılığın harlandığını
bir bebeğin süt kokan nefesinde
rahimlerine sığınırdı gebe kadınlar
Çeçenya’da
çocuklar yitik sevdalara ağlardı
ateş böcekleri kandil olurdu mezarlıklara
kabir sualleri bile bir başkaydı orada
arşa yükselen “âh”ları duyardım
İzmit’te Sakarya’da
işlenmemiş günahları...
gece korurdu tüm şefkatiyle beklenen sabahları
duyardım...
sevgililer ayrılınca ateş yanmaz olurdu
gönüller ışığını gecelerde bulurdu
sen bana bakmayınca dünyaya bakmazdı ay
karanlığı sayardım, küskün
aşk kalbe akmayınca
gökyüzüne bir merdiven dayardım
sen yanımdayken çoğalırdı yıldızlar
sen gidince azalırlardı
ince ince ağlardı gece
her şeyde sen vardın
ölüm bile hoş gelirdi
aşk ne kelime
sen yanımdayken meydan okurum ölüme…
ey gözü dudaklarımı zehirleyen deniz!
cehennem fışkırıyor şimdi damarlarımdan
sessizce çırpınırken gölgesiz sevdalar
adı konulmamış gidişin var ya!
hislerim yokluk kokuyor teneşir suyu kadar
ceviz renkli acı morarıyor ufukta
ağıt yağıyor gökten ve kabus
ne nebevi vahiy bu, ne Osmani fetret
nice ağıtlar büyür dağlarda kır çiçekleriyle
yağmursuz topraklarda çoğalır hasret
nice soğuk yangınlar fışkırır kalbimden
diz boyu hüzün ve ter
diz boyu matem
göz yaşları kurumuş umut dilenmekten
avuçlar dilenci
dikenler ilaç olmuş naçar yaralara
İsa’ya gülümsüyor İblis
gittikçe daha fazla gülümsüyor
şeytanca
güller firar ettiğinden beri renklerinden
ne hayata ip var, ne ölüme sehpa
duygular asmış beni gönlümün darağacında
ben duyguları asmışım
sallandıra sallandıra
bu muydu yoksa kastın?
sıcak yatak, ılık deniz ve para...
2002
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.