0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1333
Okunma
Ne desem, nasıl söylesem
Gene aklım karmakarışık
Ellerim dolaşık…
Belli ki bu karışıklık bir ihtilâl
ile sonlanacak artık...
akdeniz’in bakir ve yoksul kıyısında
yalnız bir kum tanesiyim;
ne el değmiş yüreğime,
ne kimse dokunabilmiş gönül telime.
yıllar boyu o sonsuz umutla beklediğim,
şüphesiz sendin...
bir zakkum ağacının gölgesine sığınıp
gündoğumunu nasıl beklediğimi;
yani gözlerin, gözlerimin kuytusuna değince
içimin nasıl aydınlandığını anlatsam...
dinler misin?
dalgalar boyu uzandım sana,
bazen ellerimi uzatsam tutacak kadar yakın,
bazen hayallerimi yoracak kadar uzaksın.
biliyorum aslında;
tüm bunlar zihnimin o eşsiz oyunları.
ve biliyorum oysa;
sen bana, benden daha yakınsın.
olur da kirlenirsem hoyrat bir sel akışında,
arınmak isterim coşkulu, şefkatli dalgalarında.
işte, seninim...
al beni yüreğinin içine,
sevdiğini söyle...
bazen deli bir rüzgârdır esen;
güzelliklere düşman, hoyrat bir nefes...
esme rüzgâr ne olur, yıkma umutlarımı!
kalelerim kumdan...
bu hızla esersen,
bütün düşlerimin sonu hüsran.
umutlarım hep senli, hep senden yana;
peki neden uykularımda yoksun?
bir bildiğin var elbet;
uyandırmaya kıyamıyorsun.
ama uyandım, bak!
kumsala serpilmiş gönül bahçemizdeyim.
tüm yasaklara çizgi çekip bugün ihtilâl yaptı yüreğim;
varlığımı ömrüne adayıp, önüne serildi tüm benliğim.
14.06.2010/Hatice Ak
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.