17
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
4150
Okunma

Bir kadın...
Küskün menekşeler gibi az mahzun,az çileli
Uçuşuyor eski bir kafenin merdivenlerinden inerken
Siyah elbisesinin eylül telaşındaki etekleri
Bir gelin gibi endamının yelekenliği
Tebessümünde begonvillerin solgun rengi
Manolya bahçelerinin son çocuksu
Tertemiz dünyasına el değmemişliği
Bir adam...
Esmer teninde güneş kokusuna sarmış
Arada içtiği bir sigaranın tütün efkarını
Güya...Kadına adamakıllı tutkulu
İlk durakta otobüsten inmeye de
Bir o kadar hazır ve başka aşka umutlu
Giden gider felsefesine filozof kesilmiş
Sevdaya hazır hercai meşrebinden
Ne kelebek,ne melek ne ağaç dalları geçmiş
Yaşananlar...
Kadın gülümsedi kirpiklerinin arasından adama
Bir martının gözlerinden baktın mı dedi dünyaya
Deniz feneri onların mutluluğuna
hayran yaktı akşama ışıklarını
Yürüdüler sahil boyunca alıp tüm duygularını
Adamın eli omuzuna dolanırken kadının
Dalgalar coştular eylül akşamlarında ılık ılık
İki damla gözyaşıydı serçe parmağında ayrılık
Son...
Şimdi o sahil ıssız gecelerde üşüyorken
Dalgalara bir şarkı karışıyordu eskilerden
’Deniz ve mehtap sordular seni’diyordu
Eski salaş kafede iki genç aşk tazeliyordu
Adam ve kadın yoktu
Martılar,çığlık çığlığa ağlıyordu
Bir serçe parmağı mutluluk
Denizin dibinde istiridyeye
İki damla inciden gözyaşı oluyordu
//Aşk her dilde,her dinde ve her yaşta aynı yaşanır...Ayrılık da.//
Yasemin Göksel
İstanbul
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.