7
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1521
Okunma

Sonbaharın dalgın solgun yüzü
Geceden yosun tuttu şakaklarımdaki sızı
Mecburi yaşam bendeki bu yazgı
Daha doğmadım kül olmuş yangınlara
Nazarımda değilsin ey sevgili
Nicedir bahtiyar bu ben mührün yok
Yüzümdeki çizgiler anmıyor
Hatrı sayılır eskiyi
El değmemiş sınır olmayan yalnızlığımda
Sen bir piyon yere göğe savurup
Kalleşçe fırlattığım
Ve suların dövdüğü kaya dibinde
Sümüklü böceğin bilirim can havlini
Bilirim kaçak bakışların acı pusulasını
Doğmayacak güneşin
Çıkmak için dağların ardından
Nasıl kendisiyle cebelleştiğini
Örs vurdum kan ılık ılık aktı
Yuvasına çekildi mahşer
Sarkaçlanmış züppe hoyrat eller
Mahsur kalmış bakışlarda yitiler
İkrar verdiğimde yüreğime, anlamsızca baktı yüzüme. O da
anlamadı benim bendeki halimi. Var mı tekrarı sevginin?
Her sevgi aynı mı?
Tarifi var mı bu hastalığın ya da çaresi ilacı?
Pek tekin bir illet olmasa gerek, az – çok biliyorum bunu da
bilmediğim, ya da cevabını bulamadığım müptelası olduğu-
muz, notasını asla yazamadığımız bu bestenin sözlerini yazmak
neden tek tarafa düşüyor? Neden sonu vefasızlık, yalnızlık söylüyor?
Anladım yok tekrarı, hiçbir aşk diğerinin tekrarı olmuyor, olamıyor?
Ne acıdır ki bekliyorsun. Kaybettiğin uğrunda uçurumlara gidip
geldiğin, paçavra olup bir kenara atılsanda.
Gelmiyor.
Gelmiyor işte.
Elindeki kum saatini tekrar ters çevirsen de, her tan vakti gü-
neşin doğuşunu “bu onsuz son izleyişim” desende gelmiyor.
bekleme.
Ah bir gelse.
Cebimde nem kokan yırtık kağıtta yazdığım son bestemi, acemi
şair edasıyla yazdığım son dörtlüğümü yine sana okusaydım.
Yok gelmiyorsun işte
İçimdeki özlemin sarnıçlaştı, sarmaşıklarım çicek verdi.
Gelmiyor.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.