0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
79
Okunma
YAPBOZ
Oyunu ben kurdum,
Masaya parçaları ben serdim.
Her birine bir şiir bıraktım,
Bir sırrı kelimelerin içine gömdüm.
Sonra çekildim kenara,
Sessizce izledim.
Biri bir parçayı aldı,
Biri ötekini çevirdi.
Kimi baktı uzun uzun,
Kimi eski masallara sığındı.
“Yap boz” dedim,
Hepsi oyuna başladı.
Ama kimse sormadı:
Bu parçalar neden burada?
Her şiir tek başına
Bir başka hikâye gibi durdu.
Oysa her dize,
Başka bir dizenin devamıydı.
Birinin sonuna dokunan,
Ötekinin başlangıcını bulacaktı.
Bir kelimeyi yerine koyan,
Bütünün gölgesini görecekti.
Ama göremediler.
Çünkü parçaları gördüler,
bağlantıyı göremediler.
Akıllı olan çözer dediler,
Oysa mesele çözmek değildi.
Parçaların ardındaki resmi
sezebilmekti.
Ben oyunu oynadım,
Onlar parçaları oynadı.
Ben bütünü biliyordum,
Onlar ellerindeki şiirleri...
Bir şiiri okudular,
Sonra ötekine geçtiler.
Her birini ayrı bir dünya sandılar.
Oysa hepsi
aynı gökyüzünün parçalarıydı.
Ve şimdi masada
son birkaç parça duruyor.
Kimisi hâlâ ters çevrilmiş,
kimisi hiç dokunulmamış.
Ben susuyorum.
Çünkü bazı oyunlarda
oyunu kuran konuşmaz;
parçalar konuşur.
Bir gün biri,
şiirlerin arasındaki sessizliği okuyabilirse
belki...
resim kendiliğinden tamamlanacak.
Ama o güne kadar
masada yalnızca parçalar var.
Ve kimsenin fark etmediği
bir bütün...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.