14
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
123
Okunma

Bazen
düşünüyorum da...
Biliyor musunuz?
Sormayacak mısınız,
ne diye?
Konumuz şairler...
Yani biz...
“Şairler
yalnız insanlardan mı oluşur?”
acaba, diye.
Yani böyle bir
kategori yapmak mümkün müdür?
Laf olsun,
torba dolsun
anlamında
ben de bir şeyler yazabilirim,
ne var ki?
Birkaç uyak,
birkaç kafiye...
Değil mi ki?
Sonuçta şiir
dedikleri...
Dört mısrayı
alt alta getirdin mi,
oldu bitti,
diye düşünenleri
saymazsak tabii.
Gelelim sorunlu bölgeye...
İlaçla tedavi olur mu gerçekten?
Olursa ilacı ne?
Yoksa ameliyat mı gerekli,
hakikaten?
Hassas kardeşleri
kırmamak adına
yaptığımız bu açıklamayı da
bırakalım tadında.
Bu duygu dolu,
şair denilen insanlar
hep yalnız insanlar mıdır aslında?
Yoksa yalnızlığı mı seçerler,
bile bile, olup da farkında?
Mükemmelliğe âşık
yaralı ruhlarını
şeytana teslim mi ederler?
Hiçbir şey
tatmin edemez çünkü onları,
desek...
Aslında istedikleri
çok bir şey değil...
Kutsal bir sevgili...
Kanatsız bir melek...
Saf ışıktan bir yaratık...
Hatasız, günahsız,
bir kelebek...
Kirden,
pislikten uzak...
Gökkuşağı gibi,
değdi değecek.
Yalnızlığa mahkûmiyetimizi,
kendi kalemimizi
kıran acımasız bir yargıç gibi,
kendimiz onaylamıyor muyuz aslında?
Hangi çocukluk anısının
tezahürü bu durum?
Az mı sevildik,
önem mi verilmedi acaba?
Gerçekten yoksulluk çekerken hayatta,
şefkat yoksulu da olduğumuzu mu öğrendik.
Ya da gerçekten sevemedik mi?
Hiç yaşamadık mı
aşk denilen o şeyi?
Yoksa sevdik de
harbiden mi terk edildik?
Nedir bu muamma?
Ne bu travma?
Yanlış kalabalıklardan uzaklaşıp
yalnızlığı mı seçtik...
Yalnız kalabalıklardan
gizlenip yanlışlığa mı girdik?
Kalabalıkların yaldızından
uzaklaşıp da mı tiksindik...
Ve tek başına
paslanmayı mı seçtik...
Yalnız,
yanlış
ve
parlamayan
bir kara delik gibi...
Bazen yanımıza gelen samimiyeti de
görmezden gelerek
ve hatta küçümseyerek...
Beklediğimiz yüce duygulardan dolayı
gurur abidesi gibi...
Düşünmeden,
acımadan mı eledik.
Tabii ki
melankoli,
adrenalin gibi sararken ruhumuzu,
akıl almaz bir haz aldık.
Kırık dökük hâlimizle
mutlu olabiliriz ihtimalini mi seçtik...
Ve çıkış yolunun en kutsalı...
Beyaz bir sayfa ile
kurşun bir kalem...
Kurşunu kendimize,
kalemi yazıya mı döktük?
Ve tabii ki
bu duygularımızı
karşı tarafa geçirmemizin hazzı
mutlu ederken bizi...
Merhamet pudrasına bulaşmış
bir söze,
bir yoruma,
bir bakışa
ne kadar da muhtaçtık...
Kibir denilen
dağın zirvesinde,
mütevazılığın maskesi
yüzümüzde,
rahmet yağmurunun
birkaç damlasını
tutabilir miyiz diye
bir akbaba gibi bekledik.
Peki, sonuç...
Niye?
Olabilirlik ihtimalinin
mutluluğu getirdiğini
göremedik?
Niye?
Bu marka, moda takıntısı olanlar gibi
devamlı tükettik
ve tükendik?
Niye paçası yırtılan
bir pantolonu çöpe atar gibi,
duyguları yırtık,
bize yaklaşmaya çalışan birini...
acımadan
zihnimizin çöplüğüne atıverdik?
Gerçekten
ne istiyoruz?
Gururlu bir yalnızlık mı?
Yoksa yolu
sevmekten,
vermekten,
yetinmekten geçen
mutluluğu mu?
Yorumu size bırakıyorum.
Bir düşünün isterseniz...
Gerçekten
ne istiyorsunuz?
Yılmaz Tizgöl
12.03.2024
Nijni Novgorod
5.0
100% (16)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.