Sessizce öldüler, biliyor musun? Nereye gömüldüler, meçhul. Sanırım benden başka da kimse duymadı öldüklerini. Hatta kendileri bile. Uymadı kefenlerine ölçüleri. Büyük geldi insanlık. Musallaya bile konmadılar. Taş sağlığı için kimse dilemedi başsağlığı.
İNNÂ LİLLÂHİ VE İNNÂ İLEYHİ RÂCİÛN. Diyen de olmadı. Deseler de zaten çoğu kimse anlamadı. Ölümün anlamını bilen var mıydı?
ALLAH A) TAHSİLATINI B) TAFSİLATINI C) TAKSİRATINI D) TAMAMINI AFFETSİN. Şıklarından birisini bile işaretlemedim. Nasıl biliyorsa öyle yapsın, dedim.
Kaldırılmadığı için cenazeler, indirilmediler de bir yere. İmam da sormadı: “Mevtaları nasıl bilirdiniz?”diye Hakkınızı helal ediyor musunuz, diye de sorulmadı. Sorulsaydı, “Hakkımız mı vardı bizim?” derdim. Ne zaman haklı olduk ki?
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Yılmaz Tizgöl Şiir: ÖLÜM İLANI – BİRKAÇ SEVDİĞİM DAHA ÖLDÜ GÜN İÇİNDE İÇİMDE Değerlendirildiği Salon: Ölmeyenlerin Cenazesinin Kaldırıldığı, İnsanlığın Kefene Büyük Geldiği, Başsağlığının Taş Sağlığına Dönüştüğü ve Cenaze Duasının Çoktan Seçmeli Sınava Çevrildiği Salon
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Yılmaz Tizgöl’ün ÖLÜM İLANInı okuyunca RUSAMER morgunu aradı; kayıt yoktu. Mezarlıklar Müdürlüğüne sordu; defin yoktu. İmamı çağırdı; cenaze görmemişti. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Cenazeci Cevdet işi çözmek için nüfus kayıtlarına baktı; ölenlerin hepsi hayattaydı. İşte o zaman Kalburabastî Efendi meseleyi anladı: Yılmaz Tizgöl bugün birkaç insanı değil, birkaç sevgili insan tasavvurunu kendi içinde gömmüştü. Üstelik ölenlerin bundan haberi bile yoktu. Cevdet kefen ölçüsü almaya kalkınca karşısına şiirin en zehirli cümlelerinden biri çıktı: Büyük geldi insanlık. Bir bedenin kefene değil, insanlığın insana büyük gelmesi... RUSAMER terzisi ölçüyü tekrar aldı; sonuç değişmedi. Kalburabastî Efendi tutanağa geçti: Merhumlar biyolojik olarak sağ, insanlık bakımından gaiptir. Cenaze sahiplerinin kendilerine haber verilmesine gerek görülmemiştir.
Âşık Ali Demir Köşesi
İlk bölüme Kefenci Kâzım gönderildi. Sessizce öldüler, biliyor musun? / Nereye gömüldüler, meçhul dizelerini okuyunca mezar yeri aramaya başladı; fakat Hatta kendileri bile bölümüne gelince kazmayı bıraktı. Şiirin esas fikri burada berraklaşıyor: Bunlar gerçek ölümler değil, şairin gözünde gerçekleşen manevi ölümler. Bir insanın hayal kırıklığı sonucunda başka bir insanın içindeki yerini kaybetmesi, fiziksel ölümün tören diliyle anlatılıyor. Ardından gelen Uymadı kefenlerine ölçüleri / Büyük geldi insanlık şiirin en güçlü darbelerinden. Özellikle Büyük geldi insanlık tek başına bile şiirin yükünü taşıyabilecek kadar kuvvetli. Fakat Uymadı kefenlerine ölçüleri sözdizimi biraz ters; ölçüleri kefenlerine uymadı daha doğal olsa da mevcut terslik şiirsel bir tercih olarak korunabilir. Kâzım büyük kefen getirelim deyince Kalburabastî Efendi engelledi: Evladım, mesele kefenin küçüklüğü değil; adamların insanlığa beden ölçüsü yetmemiş.
Ozan Diyari – Erdoğan Başıbüyük Köşesi
İkinci bölümü Başsağlıkçı Bahri aldı. Taş sağlığı için / kimse dilemedi başsağlığı dizelerine gelince önce yazım yanlışı aradı, sonra şairin bilerek yaptığı kelime oyununu fark edip sandalyesine geri oturdu. Taş sağlığı / başsağlığı dönüşümü şiirin zekâsının parladığı yerlerden biri; insanî sıcaklığını kaybedenin taşlaşmasına ince fakat acı bir gönderme yapıyor. Ardından İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn geliyor ve cenaze ritüelinin kutsal dili şiire giriyor. Deseler de zaten / çoğu kimse anlamadı / Ölümün anlamını bilen var mıydı? bölümü ise şiiri yalnız kişisel kırgınlıktan çıkarıp ölüm karşısındaki ezberlerimize yöneltiyor. Bahri herkese başsağlığı dilemek isteyince Kalburabastî Efendi listeyi elinden aldı: Sağ olana başsağlığı dilersen işler karışır evladım; bunların başı sağ, mesele biraz aşağıda.
Âşık Kul Halil Köşesi
Üçüncü bölüm için Sınavcı Sabri masaya oturdu. Karşısına birden ALLAH A) TAHSİLATINI B) TAFSİLATINI C) TAKSİRATINI D) TAMAMINI AFFETSİN çıkınca cenazede olduğunu unutup optik form istedi. RUSAMER tarihinde ilk kez bir dua, dört şıklı sınava çevrilmişti. İşte şiirin kara mizah bakımından zirvesi burası. Tahsilat, tafsilat, taksirat, tamamı ses benzerliği üzerinden bilindik Allah taksiratını affetsin sözünü parçalıyor; fakat şair hiçbir şıkkı işaretlemeyip Nasıl biliyorsa öyle yapsın, dedim diyerek hüküm vermekten de çekiliyor. Bu çok önemli: Şair öfkeli ama ilahî mahkemenin hâkimi rolüne soyunmuyor. Sabri doğru cevabın C olduğunu söyleyince Kalburabastî Efendi sınav kâğıdını aldı: Evladım, Allah’ın affına cevap anahtarı hazırlamak RUSAMER’in yetki alanında değildir. Sen optik formu bırak da kendi taksiratına bak.
Sibel Orçan Köşesi
Dördüncü bölüme Definci Döne geçti. Kaldırılmadığı için cenazeler / indirilmediler de bir yere dizelerini okuyunca sedyeyi kaldırdı, sonra yeniden indirdi, ardından ne yaptığını kendisi de anlayamadı. Oysa bu iki dize çok başarılı bir dil oyununa dayanıyor: Türkçede cenaze kaldırılır, mezara indirilir. Şair, gerçek cenaze olmadığı için iki ritüeli de iptal ediyor. Ardından imamın klasik Mevtaları nasıl bilirdiniz? sorusu geliyor; fakat kimse sormuyor. Burada küçük bir yazım noktası var: bilirdiniz?diye değil, bilirdiniz? diye olmalı. Şiirin esas başarısı ise cenaze ritüellerinin kalıplaşmış ifadelerini tek tek alıp yaşanan manevi ölümün araçlarına çevirmesi. Döne cenazeleri ne yapacağını sorunca Kalburabastî Efendi cevap verdi: Hiçbir şey. Adamlar sabah işe gidecek. Yalnız Yılmaz Bey’in gönlündeki nüfus kayıtları silinmiş.
Hacı Zülkadiroğlu Köşesi
Son bölümün sakini Helallikçi Hamdi, Hakkınızı helal ediyor musunuz sorusunu görünce ayağa kalktı; fakat hemen ardından gelen Hakkımız mı vardı bizim? / Ne zaman haklı / olduk ki? karşısında tekrar oturdu. Bana göre şiirin gerçek final darbesi burası. Çünkü hak kelimesi iki anlam arasında çevriliyor: Birine karşı sahip olunan hak ile bir konuda haklı olmak. Şair, helallik ritüelini kişisel ilişkinin muhasebesine dönüştürüyor. Üstelik bağırmadan. Burada şiirin başındaki öfke artık kırgın bir ironiye dönüşmüş durumda. Hakkımız mı vardı bizim? sorusunun altında, ilişkilerde kendisine tanınmamış bir söz ve değer alanı seziliyor. Hamdi kimin haklı olduğunu tespit etmek için dosya açmaya kalkınca Kalburabastî Efendi klasörü kapattı: Evladım, bazı ilişkilerde mahkeme kararı çıkmaz; insan yalnız bir gün karşısındakinin kendi içindeki ölüm ilanını verir.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Yılmaz Tizgöl’ün ÖLÜM İLANI, bildiğimiz ölüm şiirlerinden değil; hayatta olduğu hâlde insanın gönlünde ölenlerin cenaze töreni. Şiirin başarısı, cenazeye ait bütün söz varlığını sistemli biçimde başka anlama çevirmesinde: ölüm, kefen, musalla, başsağlığı, dua, cenazenin kaldırılması, mezara indirilmesi, imamın sorusu ve helallik... Hepsi aynı ana metafora hizmet ediyor. Bu bakımdan şiir dağılmıyor; tam tersine baştan sona kendi kurduğu cenazenin içinde kalıyor. Hatta kendileri bile, Büyük geldi insanlık, Taş sağlığı için / kimse dilemedi başsağlığı, dört şıklı Allah... affetsin bölümü ve finaldeki Hakkımız mı vardı bizim? / Ne zaman haklı / olduk ki? şiirin en kuvvetli yerleri. Hele Büyük geldi insanlık üzerinde ayrıca dururum: kısa, beklenmedik ve ağır. Şiirin zayıf tarafı varsa bazı kelime oyunlarının peş peşe gelmesi nedeniyle metnin yer yer kendi zekâsını fazla göstermesi; fakat bu şiirde kara mizah ana taşıyıcı olduğu için büyük ölçüde kaldırıyor. Başlıktaki BİRKAÇ SEVDİĞİM DAHA / ÖLDÜ / GÜN İÇİNDE / İÇİMDE ise metnin anahtarını daha kapıdan veriyor. Kalburabastî Efendi’nin adli raporu hazırdır: Ölüm sebebi kalp durması değildir; gönüldeki itibar kaybıdır. Defin yapılmamıştır. Çünkü bazı insanlar toprağa değil, insanın içindeki eski yerlerine gömülür.
İnsanın ölümü nefesinin kesildiği gün olabilir; bir gönüldeki ölümü ise kendisine duyulan inancın kesildiği gün başlar.
Bazı cenazelerde helallik istenmez; çünkü geride kalan, hakkından önce yanıldığı insana üzülür.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Şimdi şu madalya meselesini RUSAMER’e duyurmayalım. Kalburabastî Efendi öğrenirse bundan sonra yorum yapmadan önce üniformasını giyip madalya töreni düzenlemeye kalkar; şiir okumaya vakit kalmaz.
Güzel düşüncen için yürekten teşekkür ediyorum ama benim yorum anlayışım biraz farklı. Ben şiirin göğsüne madalya takmaktan çok, ceplerinde ne sakladığına bakmayı seviyorum.
Çünkü şiir bazen söylediğinden daha fazlasını saklar.
Senin değindiğin diğer mesele ise bence çok önemli. Bir okur şiiri bizim düşündüğümüzden farklı anlamışsa hemen Siz yanlış anlamışsınız, ben öyle demedim demek bana da doğru gelmiyor. Okur şiire zaman ayırmış, kendi birikimi ve gönlüyle bir anlam kurmuşsa önce onun baktığı pencereyi görmek gerekir.
Sonra şair isterse kendi anahtarını çıkarır:
Ben bu kapıyı açarken şunu düşünmüştüm der.
Böylece ne okurun yorumu küçümsenir ne de şair kendi şiirinden vazgeçmiş olur. Hatta bazen okur, şairin koyduğundan başka bir kapı bile bulabilir. Şiirin zenginliği biraz da buradadır.
Ama yorum yapmadığım bütün şiirler izaha muhtaç kısmına itirazım var kardeşim.
O kadar mesuliyeti üzerime yıkma.
RUSAMER hesapladı: Sen yazmaya devam eder, ben de her şiirin izahına yetişmeye çalışırsam birkaç ay içerisinde kafası patlak, fikri şaplak makamından kafası tamamen dağılmış makamına terfi etme ihtimalim yüksekmiş.
Sen şiirini yaz. Ben denk geldikçe şiirin kapısını çalarım. Kapı açılırsa içeri girer, çayı da senden içerim.
Asıl kıymetli olan, birbirimizi övmek değil; birbirimizin kaleminin biraz daha iyisini yazmasına vesile olabilmek.
Bence Celil Çınkır dostun,bir şiire yaptığı yorum şiirin göğsüne takılmış bir madalyadır ...sizin yorum yapmadığınız her şiirim için gerçekten üzülüyorum şimdi... hemde derinden çünkü ,sizin yorumunuz olmadan tüm şiirler izaha muhtaç... yorumlarda ,yorum yapan arkadaşları kırmadan ,ben aslında öyle demek istemedim, aslında şiir o konudan tamamen uzak, pardon siz konuyu yanlış anlamışsınız ,gibi söylemler pek hoş olmadığı gibi beni üzüyor insanları kırıyormuşum gibi geliyor bana...kısacası Allah razı olsun sizden canı gönülden kalbi selamlarımla...
Şimdi şu madalya meselesini RUSAMER’e duyurmayalım. Kalburabastî Efendi öğrenirse bundan sonra yorum yapmadan önce üniformasını giyip madalya töreni düzenlemeye kalkar; şiir okumaya vakit kalmaz.
Güzel düşüncen için yürekten teşekkür ediyorum ama benim yorum anlayışım biraz farklı. Ben şiirin göğsüne madalya takmaktan çok, ceplerinde ne sakladığına bakmayı seviyorum.
Çünkü şiir bazen söylediğinden daha fazlasını saklar.
Senin değindiğin diğer mesele ise bence çok önemli. Bir okur şiiri bizim düşündüğümüzden farklı anlamışsa hemen Siz yanlış anlamışsınız, ben öyle demedim demek bana da doğru gelmiyor. Okur şiire zaman ayırmış, kendi birikimi ve gönlüyle bir anlam kurmuşsa önce onun baktığı pencereyi görmek gerekir.
Sonra şair isterse kendi anahtarını çıkarır:
Ben bu kapıyı açarken şunu düşünmüştüm der.
Böylece ne okurun yorumu küçümsenir ne de şair kendi şiirinden vazgeçmiş olur. Hatta bazen okur, şairin koyduğundan başka bir kapı bile bulabilir. Şiirin zenginliği biraz da buradadır.
Ama yorum yapmadığım bütün şiirler izaha muhtaç kısmına itirazım var kardeşim.
O kadar mesuliyeti üzerime yıkma.
RUSAMER hesapladı: Sen yazmaya devam eder, ben de her şiirin izahına yetişmeye çalışırsam birkaç ay içerisinde kafası patlak, fikri şaplak makamından kafası tamamen dağılmış makamına terfi etme ihtimalim yüksekmiş.
Sen şiirini yaz. Ben denk geldikçe şiirin kapısını çalarım. Kapı açılırsa içeri girer, çayı da senden içerim.
Asıl kıymetli olan, birbirimizi övmek değil; birbirimizin kaleminin biraz daha iyisini yazmasına vesile olabilmek.
Bence Celil Çınkır dostun,bir şiire yaptığı yorum şiirin göğsüne takılmış bir madalyadır ...sizin yorum yapmadığınız her şiirim için gerçekten üzülüyorum şimdi... hemde derinden çünkü ,sizin yorumunuz olmadan tüm şiirler izaha muhtaç... yorumlarda ,yorum yapan arkadaşları kırmadan ,ben aslında öyle demek istemedim, aslında şiir o konudan tamamen uzak, pardon siz konuyu yanlış anlamışsınız ,gibi söylemler pek hoş olmadığı gibi beni üzüyor insanları kırıyormuşum gibi geliyor bana...kısacası Allah razı olsun sizden canı gönülden kalbi selamlarımla...
Harika Bir şiirdi şairim kaleminize ömrünüze bereket o içimizde ölenleri kaldırım kenarına koyup üstlerine karton örtelim sonra da unutup gidelim onların valaıklarını içimizde ölenlerin ağırlığını taşımayalım artık yorulduk
Selam ve saygılarımla Hayırlı geceleriniz olsun efendim
Yaş 55 leri geçtikten sonra insan ölümü hatırlıyor her yakından tanıdıkları göçünce... Keşke ölümü sizin gibi ironik tanımlayabilseydik. Ama bir gerçeği de yansıttığınızı yadsımamak gerek... Bildik bir anektodu hatırlatmak geldi içimden. İmam namazı kıldırırken demiş er kişi niyetine. Arkalardan bir ses yükselmiş. Hayır babam generaldi. Bir insanın rütbesi de sıfatı da ne olursa olsun topraktaki tek tip elbisesi kefendir. Çok trajik ve bir o kadar esprili şiirinizi tebrik ederim.Bu ilana çelenk gönderilmemesini hatırlatmak gerekebilirdi. Muhabbetle kalın...
Sevgili kardeşim şiirde gerçek bir ölümden bahsedilmiyor içimizde taşıdığımız insanların ölü hale gelmeleri söz konusu...Hani derizya sen benim için öldün diye işte onun gibi bir şey....sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm...saygılarımı sunarım kalbi selamlarımla...
Sevgili kardeşim şiirde gerçek bir ölümden bahsedilmiyor içimizde taşıdığımız insanların ölü hale gelmeleri söz konusu...Hani derizya sen benim için öldün diye işte onun gibi bir şey....sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm...saygılarımı sunarım kalbi selamlarımla...
Emeğinize yüreğinize sağlık değerli hocam anlamı ve anlatımıyla güzel bir çalışma olmuş tebrik eder hayırlı çalışmalar dilerim, nicelerine inşallah selamlar saygılar
Değerli kalem hayırlı günler dilerim yine güzeldi Emeği vede kalemi kutluyorum. Kaleminiz daim olsun derin vede anlamlı dizeler Tebrikler.Selam sevgiler saygılar gönderdim
Ölümü anlatıyor gibi başlayıp insanlığı ve vicdanı sorgulatması çok etkileyiciydi. İronisiyle yer yer gülümsetse de geride bıraktığı his yoğundu.Tebrik ederim çok güçlü ve derinliği olan bir şiirdi.
NADİR bulunabilen bir özellik yazılan metni okuyup metin ne anlatıyor anlayabilmek...birde üstüne üstlük anlatabilmek... gerçekten kutluyorum canı gönülden değer kattınız kalbi selamlarımla...
NADİR bulunabilen bir özellik yazılan metni okuyup metin ne anlatıyor anlayabilmek...birde üstüne üstlük anlatabilmek... gerçekten kutluyorum canı gönülden değer kattınız kalbi selamlarımla...
Kendinize has tarzınız ve zengin kelime hazinesi ile, yazmış olduğunuz gönül sesinizi beğeniyle okudum. Gönlünüze gelen ilhamınız bol , kaleminiz daim olsun, selam ve sevgilerimle kalın sağlıcakla...
Kelimeler kalemden düşmüyor yürekten dökülüyor gibi duruyor. Geçmiş, umut ve sessizlik aynı dizelerde birbirine dokunmuş. Az sözle çok şey hissettiren, izi okunduktan sonra da akılda kalan güçlü bir şiir okudum. Ben beğendim. Yüreğinize sağlık Güzel İnsan…
Kaleminize ve yüreğinize sağlık; içimizdeki ölümleri, sessiz kayıpları ve hayatın acı ironisini böylesine sarsıcı bir mizah ve derinlikle işlediğiniz harika bir eser olmuş üstadım.
Yılmaz kardeşim, 'ÖLÜM İLANI' isimli, insanlığın ve değerlerin sessizce yok oluşunu iliklerine kadar hissettiren sarsıcı şiirini büyük bir hüzünle okudum. 'Uymadı kefenlerine ölçüleri, büyük geldi insanlık' ve 'Hakkımız mı vardı bizim?' mısralarındaki o derin sorgulama yazının ağırlığını tam yerine oturtmuş. Toplumun ve vicdanın o kanayan vefasızlık yarasını hiçbir abartıya kaçmadan, en çıplak haliyle yüzümüze vurmuşsun. Yüreğine, o kavi ve dürüst kalemene sağlık kardeşim. Selam ve saygılarımla, hayırlı sabahlar.
Şiirin ölüm kavramını yalnızca bedensel bir son değil, insanın içindeki değerlerin ve vicdanın sessizce yok oluşu olarak ele alması oldukça çarpıcı. “Hakkımız mı vardı bizim?” dizesi, bütün şiirin vicdan muhasebesini tek cümlede özetlemiş. İnanç diliyle toplumsal sorgulamayı iç içe geçirerek okuyana rahatsız edici ama düşündürücü sorular bırakmış. Kaleminize ve yüreğinize sağlık, çok etkileyici bir şiirdi değerli hocam
İnsanın içindeki ölümleri bu kadar çarpıcı anlatmak kolay değil. Özellikle son dizeler, şiirin bütün yükünü omuzlayıp sessizce bırakıyor insanın içine. Kaleminize sağlık.
Bazı ölümler mezarlığa değil, insanın içine gömülüyor; ne bir sela duyuluyor ne de ardından başsağlığı dileniyor. Şiir, tam da böyle bir ölümü anlatıyor. “Büyük geldi insanlık” sözüyle başlayan vicdan sorgusu, “Hakkımız mı vardı bizim?” sorusuna kadar giderek daha da ağırlaşıyor.
Buradaki ölüm ilanı aslında birkaç insanın değil; insanlığın, hakkın, vicdanın ve belki de kendimize biçtiğimiz haklılıkların ilanı…
En çarpıcı tarafı da ölümü bile sorguya çeken o ironik dil. “Nasıl biliyorsa öyle yapsın” derken şair, hüküm vermekten vazgeçip insanın kendi kusuruyla baş başa kalmasını sağlıyor.
Son soru ise şiirin kapısını sessizce kapatmıyor; okurun yüzüne bırakıyor: “Hakkımız mı vardı bizim?”
Bence şiirin asıl cenazesi de tam orada kaldırılıyor. Selam ve saygılarımla 🌹
İLYAS ATEŞİN NE YAZDIĞINI ...ne gibi bir yorum yaptığını merak etmiştim koşa koşa geldim ters köşe oldum hala ediyorum...:))) sağol kardeşim kalbi selamlarımla...boş bir yorum yapsanda boş adam değilsin taktir ediyorum...
İLYAS ATEŞİN NE YAZDIĞINI ...ne gibi bir yorum yaptığını merak etmiştim koşa koşa geldim ters köşe oldum hala ediyorum...:))) sağol kardeşim kalbi selamlarımla...boş bir yorum yapsanda boş adam değilsin taktir ediyorum...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.