Aynaya bakmalı insan, İbrahim... Bir bakmalı önce. Şöyle bakmalı sıfatına, bakmalı yüzüne, gözlerini kaçırmadan, ta gözlerinin içine.
Ne ekmiş, ne biçmiş bugüne dek? Nelere yormuş beynini? Hangi taşın altına koymuş elini? Ne üretmiş mesela? Ne yapmış insanlık için?
Hangi işleri yapmış bir ömür? Kaç kişi teşekkür etmiş ona? “Allah razı olsun.” demiş mi birileri? Kaç kişi demiş: “İyi ki varsın, eksik olma.”
Aynaya bakmalı insan, İbrahim, önce sıfatına. Kaç lisan konuşmuş? Kaç türkü söylemiş? Bir sazı eline almış mı? Kaç kelimeyle konuşmuş dilini? Kaç kitap okumuş? Kaç satır yazı yazmış?
Bir başkasının acısı için birkaç damla gözyaşı dökmüş mü? Mazlumun ahını mı almış? Kaç kalp kırmış mesela? Kaç yürek yaralamış? Hangi gözleri ağlatmış? Yemiş mi tüyü bitmemiş yetimin malını? “Kul hakkı!” dememiş mi hiç, İbrahim?
Aynaya bir bakmalı insan evvela. Şöyle bakmalı sıfatına, bakmalı yüzüne, gözlerini kaçırmadan, ta gözlerinin içine. Kaç kuşun kanadını sarmış, bir düşünmeli. Kaç ihtiyarın elinden yükünü almış? Kaç çocuğu sevindirmiş? Kaç öksüzü giyindirmiş? Adil olabilmiş mi mesela? Dürüst olabilmiş mi? Terazinin bir kefesine koyup kendini, tartmış mı evreni? Soyunmuş mu kibir elbisesinden kendini? Kaç canlının canını almış, bir düşünmeli. Ama “Haklıydım.” demeden... Kaç canlıyı öldürmüş, sofraya koyup yemeden? Kaç gönül kırmış, İbrahim?
Kaç ağaç dikmiş gelecek nesiller için? Kaç ağaç kesmiş? Kaç kuşu, bedelini ödeyip de salıvermiş? Kaç insanı sevmiş karşılıksız? Kaç garibanı doyurmuş kılıksız? Önce aynaya bir bakmalı insan. Bir de sıfatına... Şöyle, gözlerini kaçırmadan bakmalı yüzüne, gözlerinin ta içine.
Hiç sebepsiz birine hediye almış mı? Kaç kere çiçek vermiş annesine? Kaç tatlı söz söylemiş sevdiğine? Çocuklarını adam yerine koymuş mu mesela? Vicdanına bir kez sormuş mu? Gözyaşları boğazında düğüm olmuş mu? Aynaya bakmalı insan, yüzüne. Bakmalı gözlerinin ta içine, gözlerini kaçırmadan. Bakmalı İbrahim... “Adam mıyım?” diye.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Yılmaz Tizgöl Şiir: AYNA Değerlendirildiği Salon: Aynaya Bakmadan İnsanlığı Düzeltenlerin İçeri Alınmadığı, Vicdan Terazisinin Darasının Sıfırlandığı ve Adam Mıyım Sorusuna Nüfus Cüzdanıyla Cevap Verilemediği Salon
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Yılmaz Tizgöl’ün AYNA şiirini okuyunca RUSAMER’deki bütün aynaları duvarlardan indirip sakinlerin önüne koydurdu. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Kendinden Kaçan Kâzım, aynayı ters çevirdi; arkasında kendisini göremeyince temiz çıktığını ilan etti. Kalburabastî Efendi aynayı tekrar çevirdi. Kâzım bu defa gözlerini kapattı. Ona bunun da sayılmayacağı bildirildi. Çünkü Yılmaz Tizgöl daha baştan şartı koymuştu: Gözlerini kaçırmadan, ta gözlerinin içine. Üstelik adamın karşısına öyle sorular dizilmişti ki aynanın kendisi bile terlemeye başladı. RUSAMER ilk hükmünü verdi: Bu metinde ayna insanın yüzünü göstermek için değil, mazeretlerini göstermemek için kullanılıyor.
Ozan Delibal – Celil Çınkır Köşesi
Köşeye Marifetçi Mahmut yerleştirildi. Kaç lisan konuşmuş, kaç türkü söylemiş, saz çalmış mı, kaç kitap okumuş, kaç satır yazmış sorularını görünce özgeçmiş hazırlamaya başladı. Bildiği iki yabancı kelimeyi de lisan hanesine yazdı. Fakat metin ilerleyip Kaç kalp kırmış? Kaç yürek yaralamış? Hangi gözleri ağlatmış? sorularına gelince CV’yi katlayıp cebine koydu. İşte metnin önemli dönüşlerinden biri burada: Bilgi, sanat ve üretim değerlidir ama insanlık sicilinin tamamı değildir. Çok kitap okuyup bir insanın kalbini hoyratça kıran kişinin aynadaki hesabı hâlâ açıktır. Mahmut diplomalarını aynanın önüne dizince Kalburabastî Efendi hepsini kenara çekti: Evladım, ayna mezun olduğun okula değil, mezun olamadığın insanlığa bakıyor.
Âşık İslami – Yusuf Eynallı Köşesi
Buraya Kulhakkı Kuddusi getirildi. Yemiş mi tüyü bitmemiş yetimin malını? / Kul hakkı dememiş mi hiç, İbrahim? bölümüne gelince cebindeki bozuk paraları saymaya başladı. Kendisine kul hakkının yalnız para olmadığı; incitmenin, haksızlığın, emeği gasp etmenin ve adaletsizliğin de bu muhasebenin içinde bulunduğu anlatıldı. Metin böylece aynayı fiziksel görüntüden çıkarıp bir vicdan mahkemesine dönüştürüyor. Kuddusi hâkim arayınca Kalburabastî Efendi aynayı gösterdi: Bu duruşmada evladım, sanık da sensin, tanık da sensin; vicdanın çalışıyorsa hâkim de içeride.
Aykız – Zahide Eskici Köşesi
Köşenin sakini Kuşçu Kevser, Kaç kuşun kanadını sarmış? Kaç ihtiyarın elinden yükünü almış? Kaç çocuğu sevindirmiş? Kaç öksüzü giyindirmiş? sorularına gelince yaptığı bütün iyilikleri deftere yazmaya başladı. Üçüncü sayfada Kalburabastî Efendi defteri elinden aldı: Evladım, iyiliğin muhasebesini bu kadar tutarsan birazdan faturasını kesersin! Yılmaz Tizgöl’ün burada insanlığı büyük nutuklarla değil, gündelik ve somut davranışlarla ölçmesi metnin güçlü taraflarından. İyi insanlık iddiası yerine bir kuşun kanadı, ihtiyarın yükü, çocuğun sevinci konuluyor. Böylece ayna insanın ne söylediğini değil, kime ne yaptığını göstermeye başlıyor.
Âşık Medeni Karataş – Mahmut Ağdak Köşesi
Buraya Terazici Tahir oturtuldu. Terazinin bir kefesine koyup kendini / tartmış mı evreni? sözünü görünce sanayi tipi kantar istedi. Ardından Soyunmuş mu kibir elbisesinden kendini? gelince RUSAMER Gardırop Müdürlüğüne başvurdu. Metnin ana damarlarından biri öz eleştiri olsa da burada dil bakımından küçük pürüzler var. Özellikle Soyunmuş mu kibir elbisesinden kendini? doğal Türkçede zorlanıyor; Kibir elbisesini çıkarabilmiş mi? yahut Soyunabilmiş mi kibir elbisesinden? daha berrak akabilir. Tahir kusuru söyleyince sevindi; Kalburabastî Efendi aynayı önüne çevirdi: Metindeki kusuru gördün evladım, şimdi sırada kendininki var. Tahir o anda eleştirmenliği bıraktı.
Kul Köşger – İsmail Köşger Köşesi
Köşeye Ağaççı Arif çağrıldı. Kaç ağaç dikmiş gelecek nesiller için? / Kaç ağaç kesmiş? bölümünde diktiği iki fidanı gururla söyledi. Kestiği ağaçlar sorulunca hafızasını kaybetti. Ardından Kaç kuşu, bedelini ödeyip de salıvermiş? gelince kuş pazarının nerede olduğunu araştırmaya başladı. Bu bölüm insanın yalnız başka insanlarla değil, canlılarla ve gelecekle ilişkisini de ahlak hesabına katıyor. Ancak bazı soruların art arda çokluğu metni yer yer şiirden çıkarıp uzun bir vicdan kontrol listesine yaklaştırıyor. Arif listeyi işaretlemeye başlayınca Kalburabastî Efendi kalemi aldı: Evladım, mesele bütün kutulara tik atıp iyi insan sertifikası almak değil.
Hasibe Hatun – Hasibe Başbilir Köşesi
Köşenin sakini Çiçekçi Cevriye, Kaç kere çiçek vermiş annesine? / Kaç tatlı söz söylemiş sevdiğine? / Çocuklarını adam yerine koymuş mu mesela? bölümünde önce çiçek siparişine girişti. Geçmiş yılların açığını tek buketle kapatamayacağı kendisine bildirildi. Metnin bu kısmında insanlığın büyük kavramlardan çok yakınlarımızla kurduğumuz ilişki içinde sınandığı hatırlatılıyor. Dışarıda merhamet nutku çekip evinde sevgisini esirgeyen insan da aynadan kaçamıyor. Cevriye yirmi dört gül sipariş ederek geçmişi telafi etmeye kalkınca Kalburabastî Efendi siparişi iptal etmedi ama notunu düştü: Çiçeği ver evladım; yalnız yanına iki güzel söz koy. Bazen en pahalı bukette eksik olan odur.
Hacı Ahmet Ağa Köşesi
Son köşeye Adamlık Müfettişi Abuzer getirildi. Bütün soruları atlattığını sanıyordu ki final geldi: Bakmalı İbrahim... / Adam mıyım? diye. Abuzer nüfus cüzdanını çıkarıp erkek yazan haneyi göstermeye kalktı. RUSAMER heyeti belgeyi kabul etmedi. Çünkü Yılmaz Tizgöl’ün buradaki adam sözcüğü biyolojik cinsiyet bildirmiyor; dürüstlük, vicdan, merhamet, sorumluluk ve insanlık toplamını sorguluyor. Abuzer kendisine kaç puan gerektiğini sorunca Kalburabastî Efendi aynayı önüne bıraktı: Bu sınavın puanı yok evladım. En tehlikeli cevap da Ben adamım demektir. Çünkü aynaya gerçekten bakabilen insanın ilk gördüğü şey meziyetlerinden önce eksikleridir.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Yılmaz Tizgöl’ün AYNAsı klasik anlamda yoğun imge örgüsüne dayanan bir şiirden çok, şiirsel düzyazıya yaklaşan uzun bir vicdan sorgulaması. Metnin kuvveti süslü söyleyişten değil, art arda gelen soruların okuru köşeye sıkıştırmasından doğuyor. Ayna da oldukça bilinen bir sembol olmasına rağmen burada yüzü değil ahlaki sicili gösteren bir araç hâline getirildiği için işlev kazanıyor. Ancak Kalburabastî’nin kalburu yine açık: Soru sayısı çok fazla; aynı ahlaki hükme çıkan bazı sorular ayıklansa finaldeki Adam mıyım? çok daha sert çarpardı. Ayrıca birkaç yerde söyleyiş ve noktalama yeniden işlenebilir. Fakat metnin en başarılı tarafı şurada: Yılmaz Tizgöl okura Sen nasıl bir insansın? diye sormuyor. İbrahim’e konuşuyor, fakat aynayı öyle bir yere koyuyor ki metni okuyan herkes farkında olmadan kendi yüzünü görüyor. Ve şiirin asıl rahatsız edici tarafı da budur: Aynaya cevap veremiyoruz; çünkü ayna bizimle tartışmıyor.
İnsanın en zor baktığı ayna yüzünü gösteren değil, yaptıklarını hatırlatandır.
Adamlık insanın kendisine verdiği unvan değil; ardında incitmeden bıraktığı insanların sessiz şahitliğidir.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Yılmaz Tizgöl, 'AYNA' isimli, insanı kendi nefsiyle ve vicdanıyla en çıplak şekilde yüzleştiren o muazzam felsefi abidenizi son satırına kadar büyük bir hayranlıkla okudum. Şiir boyunca 'İbrahim' seslenişi üzerinden kurduğunuz o derin sorgulama nizamı, üretmekten, yetim malından, kul hakkından başlayıp insanın kendi kibir elbisesinden soyunmasına kadar müthiş bir ahlaki uyanış barındırıyor. Kendini terazinin bir kefesine koyup evreni tartma tasviriniz ve 'Hangi avuç içinden silersin varlığımı?' diyen o kavi duruş sıradan şiir kalıplarını yerle bir ediyor. Hele o finaldeki aynaya bakıp 'Adam mıyım?' diye sorma cesareti, edebiyat meydanına sarsıcı bir mühür vurmuş. Kelimelerin arkasına saklanmadan, doğrudan sokağın, vicdanın ve o eğilmeyen usta karakterin sesini hissettiren mükemmel bir başyapıt olmuş. Yüreğinize, kaleminize ve o vefakar dürüst kalbinize sağlık. Selam ve en derin saygılarımla, hayırlı geceler dilerim.
Bir başkasının acısı için birkaç damla gözyaşı dökmüş mü? Mazlumun ahını mı almış? Kaç kalp kırmış mesela? Kaç yürek yaralamış? Hangi gözleri ağlatmış? Yemiş mi tüyü bitmemiş yetimin malını? “Kul hakkı!” dememiş mi hiç, İbrahim?
Yılmaz Tizgöl
Eyvallah Yılmaz kardeşim Güçlü kaleminiz daim olsun
İnsan, başkalarını sorgularken kendinden kaçıyor genelde.Şiiriniz ise insanın kendinden kaçmadan vicdanına bakmasını anlatmış.Her dize, insanın kendine sormaktan çekindiği soruları usulca getirip önüne koyuyor.Çok şey yazdırır şiiriniz o kadar derin o kadar anlamlı.Tebrik ederim harikaydı.
Ayna burada yüzü değil, insanın kendisiyle yüzleşmesini gösteriyor. Şiir boyunca sorulan sorular, okuru fark ettirmeden kendi vicdanının karşısına geçiriyor.
Finaldeki “Adam mıyım?” ise bütün şiirin terazisi olmuş. Çünkü insanın kendisine sorabileceği en zor soru, başkalarının ne düşündüğü değil; kendi gözlerinin içine bakınca verdiği cevaptır.
Sorgulatan ve insana kendisini yeniden tarttıran güçlü bir şiir. 🌿 Selam ve saygılarımla 🌹
Şiirinizi okuyunca aynaya bakmadan da insan sorguluyor kendisini, toplumsal sorumluluklarını. “Adam mıyım?” diye dizesi şiirin anlamını çok güzel özetlemiş. Kutlarım çok güzel bir şiir okudum. Kaleminize sağlık.
insan aynaya bakıp eksiklerini sorgulamalı. Her insan ilk başta yaptığı iyilikleri getiriyor aklına. oysa asıl iyilik karşılık beklemeden yapılandır. Harika anlatmışsın her insanın yapması gerekeni. Tebrik ediyorum.
KIRGIN KALEM tarafından 8.9.2026 13:37:19 zamanında düzenlenmiştir.
İnsanın kendi varlığıyla, vicdanıyla ve bıraktığı izlerle yüzleşmesini derin bir edebi dille anlatan bu etkileyici şiir,
Şiir, bireyin hayatı boyunca yaptıklarını, iyiliklerini, hatalarını ve insanlığa kattıklarını sorgulaması gerektiğini vurgulayan güçlü bir iç hesaplaşma ("otokritik") teması işler.
Bu eserle ilgili özel bir analiz, şairin diğer eserleri veya belirli bir bölümü hakkında detaylı bilgi almak ister misiniz?
Merhaba değerli dost, değerli kalem Her zaman olduğu gibi, güzeldi eser Biz de okuyor ve kutluyoruz yürekten, yalansız ve riyasız Nice güzel şiirlere, yelken açman dileklerimle Şiirle kal, sevgiyle kal, hoşça kal
Değerli üstadım saygın şair, Kaleminizden okuduğum insanı ve toplumu sorgulayan bu şiiriniz gerçekten her insanın aynaya bakması ve kendini sorgulaması gerekir. Bu dünya neden bu kadar kötü oldu ve neden bu kadar haksızlıklar ile birlikte zalimler türedi diye sormak lazım birilerine. Kimi çalar, kimi kırar döker, kimi zulümle abad olacağını düşünerek dünyayı kendine daim sanarak nice canlar yakar ve menfaatine söz edene kin tutarak onun hayatını karartır. Değerli şair arkadaşım Yılmaz Bey, ne de güzel anlatarak sorgulamışsınız. Sizi ve kaleminizi tebrik ediyorum ve yürekten kutluyorum. Selam ve saygılarımla esenlikler dilerim. Mutlu ve huzurlu günler sizinle olsun.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.