1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
38
Okunma
Bir ceket asılır antreye yüzünü unutmuş,
omuzlarındaki çöküntüden tanırsın gideni.
Biz seninle geniş meydanların neşesinde değil,
aynı tütün paketinin son tekinde,
gece yarısı susan o hantal saatlerin
bıraktığı dilsiz boşlukta durduk yan yana.
Yüzeyler soğuk,
bardak altlıklarında kuruyan çember izleri…
Vefa dediğin, açılan eski defterlerin boyu değil bize;
bir odadan diğerine geçerken rüzgârı sönen
ve kapı arkalarında biriken görünmez tozun
yavaşça tabana yerleşmesidir.
Aynı eşikten geçip birbirinin sesini bulamayan
iki kırık anahtar gibi kaldık çekmecede.
Pasımız aynı nemli iklimden bulaştı,
şimdi hangi kapıyı açmaya kalksak dışarıya,
içerideki o kilitli yalnızlık ele veriyor bizi.
Gölgenin boyu kısalıyor duvarlarda.
Sokaktan geçen son arabanın farı sönüyor yavaşça.
Sistem, kendi sessizliğini doğuruyor tek bir sarsıntıyla;
geriye ne omuzu büken bir yük kalıyor,
ne de o dilsiz hatıranın adsız ağırlığı.
Yatağın boş tarafında,
vücudunun bıraktığı o soğuk çukur titriyor sadece.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.