1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
İki ayna arasında zamansız bir gölge duruyor;
kimsenin görmediği,
her şeyi birbirine teyelleyen sessiz bir mimari.
Karanlık değil bu, biliyorum.
İki suret arasında sızan,
henüz adını koyamadığımız üçüncü bir boyut.
Bazen rüyada beliriyor,
bazen düşte,
bazen yakazanın
uyanıklıkla uyku arasında
araladığı o ince kapıda.
Orada zaman, bildiğimiz nehir değil.
Geçmiş geleceğe sızıyor,
gelecek geçmişten besleniyor;
kendi içine bükülen günler
maddenin yüzeyine çıkıyor yeniden.
Ve insan,
ilk kez kendi gerçekliğiyle yüzleşiyor.
Aynaya bakarken
gördüğümüz yalnızca yüzümüz mü?
Ya ardımızda büyüyen o gölge
bizden önce biliyorsa bizi?
İnsan, karanlık enerjinin
evrendeki boşluğu değil;
onun kendinde açtığı
sessiz bir penceredir belki de.
Kalbin derinliği kara delik değil,
ışığı yutan o obur karanlık hiç değil;
bir âlemden diğerine
geçişi saklayan dinamik bir eşik.
Hayat dediğimiz bu koridorda,
bir aynadan diğerine savrulurken
aslında kendimize değil,
görünmeyen o gölgeye yaklaşıyoruz.
Gerçek yolculuk kronolojiyi aşmaktır;
zamanın kendi bağrında açtığı
ikinci bir patikadan yürümek...
Ve yolun sonunda,
insan kendisiyle çarpıştığında anlayacak:
Gölge,
ışığın yokluğu değildi
hiçbir zaman.
Gölge;
ışığın henüz
surete bürünmediği
o rahimse.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.