Onun için diyorlar ki; Gözlerindeki mavi , Ummanlarla yarışır Bakışlarındaki ışık Güneşi kıskandırır.
O gözler ki, Ölüme dik bakardı Düşmanları çiviler, dostlarını okşardı. O gözlerde,o ruhta , Kartalla güvercin birlikte yaşardı. O gözler ki gecelerde sabahtı .
Onun için diyorlar ki , Bu kudretli adamın gücü, Kaba kuvvette değil , Zekada ve haktaydı . Aydınlık güzel günlere Ölesiye inanmaktaydı .
O, ayağını topraktan , Gözünü gelecekten ayırmayan Hayatını ülkesine adayan Eşsiz bir dahi, Muzaffer komutandı.
Onun için diyorlar ki, Yılkı atları gibi, Ölesiye özgürdü Ve yüce dağlar gibi , Baktıkça baş döndürürdü.
O’ nun kinleri hep barışla biterdi . Çünkü O, dünyanın Harp ve sulh kahramanı , Mazlum ulusların , Bağımsızlık şiarıydı .
Çok iyi bir demokrat , İnançlı bir cumhuriyetçi , Yılmaz bir devrimciydi.
Onun için diyorlar ki . O,bir mucizeydi , Mucizeler yarattı.
Yanmış yıkılmış bir devin küllerinden Yeni bir devlet , Umudunu yitirmiş bir tebadan Özgür ve bağımsız millet yarattı . Yaratmak O’ nun genlerinde vardı..
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Atatürk’ü anlatmak kolay değildir; çünkü O, birkaç sıfata sığmayacak kadar büyük bir fikir, irade ve mücadele insanıdır. Siz de bu güzel şiirinizde O’nun kararlılığını kartalla, şefkatini güvercinle, aydınlığını güneşle, özgür ruhunu yılkı atlarıyla buluşturarak çok etkileyici bir portre çizmişsiniz.
Özellikle “Yanmış yıkılmış bir devin küllerinden / Yeni bir devlet, / Umudunu yitirmiş bir tebadan / Özgür ve bağımsız millet yarattı.” dizeleri, bir milletin yeniden doğuşunu birkaç güçlü mısrada özetliyor.
Atatürk’ü yalnızca geçmişin büyük komutanı olarak değil, aklın, bağımsızlığın, Cumhuriyet’in ve aydınlık yarınlara inanmanın simgesi olarak anlatmanız şiirinizi daha da anlamlı kılmış.
Yüreğine,kaleminize kucak dolusu sevgilerimle 💞 Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu Cumhuriyet’i bizlere emanet eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. 🇹🇷🌹 30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun.!
diyoruz böyle bir insan bir millete bin yılda bir gelir ama hani anlayan nerde dinleyen...yurdumu çoktan kanser otları sarmış bu bayrama kavuşmak daha bir özlem yüklü oldu... duyarlı asil yürek sesiydi. severek ve hazla okuduğum çok güzel bir eser. tebrikler ve saygılar sunuyorum... ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...HŞT
eniden Doğuş ve Millet Olma Bilinci: En güçlü kısımlardan biri olan son bölümde; yakılmış ve yıkılmış bir imparatorluktan bağımsız bir devlet, ümidini kaybetmiş bir kitleye özgür bir millet bilinci kazandırma başarısı "mucize" kavramıyla sembolize ediliyor.
Söyleyişi net, anlatımı coşkulu ve Atatürk’ün hem insani hem de liderlik vasıflarını bütüncül bir bakışla ele alan kıymetli bir çalışma. Şair Melahat Çetinkaya’nın yüreğine ve kalemine sağlık.
Şaire, şiire, güne merhaba Güzeldi eser, her zaman ki tat ve deminde Biz de okuduk ve kutladık değerli şairi, yazdıran yüreğini ve kalemini Nice güzel şiirlere, yelken açman dileklerimle Şiirle kal,sevgiyle kal, hoşça kal
Şair: Melahat Çetinkaya Şiir: Ata’yı Tasvir Değerlendirildiği Salon: Bir Lideri Anlatmaya Başlayıp Ummanı, Güneşi, Kartalı, Güvercini ve Yılkı Atlarını Göreve Çağıranlar Salonu
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi salona bu defa elinde kocaman bir portre çerçevesi ile girdi. Çerçevenin içi boştu. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerden biri dayanamadı: Efendim, resim nerede? Kalburabastî Efendi şiiri masaya bıraktı: Resme gerek kalmadı evladım. Melahat Hanım Atatürk’ü tasvir edeceğim diye ummandan mavi almış, güneşten ışık istemiş, kartalla güvercini aynı göze yerleştirmiş, yılkı atlarını salmış, dağları ayağa kaldırmış. Ressam olsaydı boya yetmezdi; şair olmuş, tabiatın tamamını malzeme deposu yapmış! Sonra kapıya dönüp seslendi: Melahat Hanım gelince kimse kolonya çıkarmasın. Bu hanımefendiyi kaç şiirdir bayıltmaya uğraşıyoruz, artık RUSAMER’e gelirken sağlık raporuyla geliyor!
Ozan Kamber Şahin Köşesi
İlk kıtada Atatürk’ün gözlerindeki mavi ummanlarla yarışıyor, bakışlarındaki ışık da güneşi kıskandırıyor. Köşedeki Hacı Veli hemen bir yarışma komitesi kurdu: Birinci kulvar Atatürk’ün gözleri, ikinci kulvar Akdeniz, üçüncü Ege! Kalburabastî Efendi kızdı: Otur yerine! Gözle deniz yarıştırılır mı? Hacı Veli şiiri gösterdi: Ben yarıştırmadım, Melahat Hanım yarıştırmış! Tam o sırada güneş de kıskançlık gerekçesiyle komisyona dilekçe verdi. Efendi dilekçeyi yırttı: Sen de dört buçuk milyar yıldır parlıyorsun kardeşim; bir şiirde ikinci oldun diye gönül koyma!
Âşık Vebali Köşesi
İkinci bölümde kartalla güvercin aynı gözlerde yaşamaya başlayınca RUSAMER Doğa Koruma Şubesi alarma geçti. Görevli sordu: Kartal güvercini yemiyor mu? Kalburabastî Efendi açıkladı: Biri kararlılığı ve kudreti, öteki merhameti ve barışı temsil ediyor. Aynı kişiliğin iki yönü. Kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz hayran kaldı: Demek düşmana kartal, millete güvercin! Efendi başını salladı. Sakin biraz düşündükten sonra sordu: Yemlerini ayrı mı verelim? Kalburabastî masaya vurdu: Şiirin ortasında kuşçuluk dükkânı açtınız!
Ozan Çiçeklioğlu Köşesi
Bu kudretli adamın gücünün kaba kuvvette değil, zekâda ve hakta olduğu söylenince köşedeki sakin ölçüm cihazlarıyla geldi. Pazuyu ölçtü, olmadı. Omuzu ölçtü, olmadı. Sonunda sordu: Zekâyı nereden ölçeceğiz? Kalburabastî Efendi önüne tarih kitaplarını koydu: Buradan! Sakin şaşırdı: Kaç santim çıkar? Efendi başını tuttu: Zekâyı mezurayla ölçmeye çalışan bir millet olursak muasır medeniyete ancak mezuracı olarak gideriz! Sonra şiirdeki asıl düşünceyi işaret etti: Burada komutanın kudreti bilekten akla taşınıyor. Bu önemli.
Ozan Duranoğlu Köşesi
Ayağını topraktan, gözünü gelecekten ayırmayan dizesini okuyunca Hacı Bekir uygulamalı deneme yapmak istedi. Ayağını yere sıkıca bastı, gözlerini uzaklara dikti ve yürümeye başladı. Üç adım sonra masaya çarptı. Kalburabastî Efendi adamı yerden kaldırırken söylendi: Şair sana böyle yürü demiyor! Buradaki toprak gerçekçilik, gelecek ise vizyon. Hacı Bekir dizini ovuşturdu: Bunu baştan söyleseydiniz Efendim. Kalburabastî cevap verdi: Atatürk geleceğe bakarken önündeki masaya çarpmıyordu zaten; fark orada!
Âşık Diyarî Köşesi
Yılkı atları gibi ölesiye özgür dizesine gelindiğinde RUSAMER’in ahır kapıları açıldı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz dışarı fırladı: Yılkılar kaçtı! Kalburabastî arkasından bağırdı: Kaçmadılar, zaten özgürler! Ardından yüce dağlar geldi, baktıkça baş döndürmeye başladı. Sağlık görevlisi tansiyon aletini getirdi. Efendi onu da gönderdi: Şiirde baş döndüren rakım değil, kişiliğin heybeti! Sakinimiz kenardan seslendi: Efendim, Melahat Hanım iki kıtadır gözlerden başladı; bizi denize soktu, güneşe çıkardı, kartalla uçurdu, şimdi de dağa çıkardı. Efendi cevap verdi: Sabret! Kadının şiirlerinde seyahat sigortası yaptırmadan okumaya başlamayacaksın!
Beşbucaklı Hacı Ahmet Ağa Köşesi
Şiir bu kez harp ve sulh kahramanı ifadesine ulaştı. Köşedeki Hacı Veli şaşırdı: İkisi bir arada nasıl olacak? Kalburabastî Efendi bu defa ciddileşti: Tam da Atatürk’ün askerî ve siyasî kişiliğinin önemli taraflarından biri budur. Bağımsızlık gerektiğinde savaşmak; savaş bittikten sonra barışı devlet politikasının esası hâline getirmek. Yurtta sulh, cihanda sulh düşüncesi bunun en bilinen ifadesidir. Hacı Veli başını salladı: Yani savaş meslek değil, mecburiyet; barış hedef. Efendi gülümsedi: Bugün senden ikinci düzgün cümle çıktı. Üçüncüsü çıkarsa seni taburcu edeceğiz!
Sağır Ozan İsmail Sağır Köşesi
Çok iyi bir demokrat, inançlı bir cumhuriyetçi, yılmaz bir devrimci dizelerinde köşedeki sakin üç ayrı sandalye hazırladı: Demokrat buraya, cumhuriyetçi şuraya, devrimci öte tarafa! Kalburabastî Efendi üçünü birden kaldırdı: Üç ayrı adam değil bu! Şair Atatürk’ün devlet adamlığı portresini tamamlıyor. Askerlikten Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’ten toplumsal dönüşüme uzanan çizgiyi üç kavramla anlatıyor. Sakinimiz sordu: Peki komutan nerede oturacak? Efendi cevap verdi: O zaten şiirin başından beri ayakta evladım!
Âşık Kul Halil Köşesi
Son bölümde yanmış yıkılmış bir devin küllerinden yeni bir devlet, umudunu kaybetmiş tebaadan ise özgür ve bağımsız bir millet çıkarılıyor. Hürü Nine hemen RUSAMER Fen İşlerini çağırdı: Küllerden bina yapılıyormuş! Kalburabastî Efendi telefonu aldı: Nine, bina değil Cumhuriyet kuruluyor! Hürü Nine şaşırdı: O zaman müteahhit kim? Efendi cevap verdi: Bir millet. Proje sorumlusu? Mustafa Kemal ve arkadaşları. Temel ne zaman atılmış? Hürü Nine iyice meraklandı. Kalburabastî Efendi gülümsedi: Temeli Millî Mücadele’de atılmış, tabelası 29 Ekim 1923’te asılmış. Nine rahatladı: Ha şöyle! Başından beri bunu söyleyin; ben hâlâ yapı ruhsatı arıyorum!
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Melahat Çetinkaya’nın Ata’yı Tasvir şiiri bir biyografi değil, şiirsel bir Atatürk portresi. Şair önce gözlerden başlıyor; sonra bakıştan karaktere, karakterden zekâya, zekâdan askerî kişiliğe, oradan özgürlük ve barış düşüncesine, en sonunda da Cumhuriyet’in kurucu iradesine ulaşıyor. Dolayısıyla portre dış görünüşten başlayıp fikrî ve tarihî kimliğe doğru genişliyor.
Şiirin bana göre en başarılı imgesi:
O gözlerde, o ruhta, Kartalla güvercin birlikte yaşardı.
Çünkü iki zıt sembolle bir kişiliğin iki yönünü anlatıyor: kararlılık ve merhamet, mücadele ve barış. Aynı şekilde Ayağını topraktan / Gözünü gelecekten ayırmayan dizeleri de Atatürk’ün gerçekçilik ile gelecek tasavvurunu aynı görüntüde birleştirmesi bakımından güçlü.
Son bölümdeki mucize sözcüğünü ise tarihî değil, şiirsel bir büyütme olarak okumak gerekir. Çünkü Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in kuruluşunun gerçek büyüklüğü zaten belgelere, kurumlara ve tarihe dayanıyor. Atatürk’ü anlatırken efsaneye ihtiyaç yoktur; gerçek tarih yeterince büyüktür.
RUSAMER Tasvir Heyeti nihai raporunu açıkladı:
Gözlerin mavisi ölçülemedi. Umman itirazından vazgeçti. Güneş kıskançlık dilekçesini geri çekti. Kartalla güvercin aynı ruhta barış içinde bulundu. Yılkı atları yakalanmadı; zaten yakalanmaları istenmedi. Dağların heybeti yerinde bırakıldı. Zekâ mezurayla ölçülemedi. Gelecek görüş mesafesi hâlâ açık. Cumhuriyet dosyası millet adına kayda geçirildi.
Tam o sırada kapı açıldı.
Kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz bağırdı:
Efendim, Melahat Hanım geliyor!
Kalburabastî Efendi telaşlandı:
Çabuk, bayılma ekibini hazırlayın!
Görevli sordu:
Kolonya getireyim mi?
Efendi bağırdı:
Hayır! Kaç şiirdir kolonya kullanıyoruz, kadın bağışıklık kazandı!
Melahat Hanım içeri girince herkes bekledi.
Bayılmadı.
Kalburabastî Efendi şaşkınlıkla dosyaya baktı:
Eyvah! Bu sefer yine olmadı.
Kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz sordu:
Şimdi ne yapacağız Efendim?
Kalburabastî Efendi şiiri kaldırdı:
Hiçbir şey. Atatürk’ü anlatan şiirin karşısında bayıltma işini bırakıyoruz.
Sonra bir an düşündü:
Ama Melahat Hanım’ın bir sonraki aşk şiirinde kaldığımız yerden devam!
Ve dosyanın altına son cümleyi yazdı:
Bazı insanlar yalnız kendi çağlarının insanı değildir. Aradan yıllar geçer; millet hâlâ onların baktığı istikameti konuşur.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Yorumuma yanıt olarak gelen güzel yorum için de teşekkürler sonunda beni de kendinize benzeteceksiniz bu gidişle ama ben haddimi bilirim baş edemiyeceğim yarışa girmem sizinle kafası patlak fikri çatlak olmaktan korkarım iyi geceler komutanım bölüğümüz emrinizdedir :)
Türkçe bilmeyen yabancıyı bana göndermeyin Allah aşkına. Adam şiiri anlamadığına mı yansın, benim tercümeyi dinledikten sonra Türkçeyi niye öğrendiğine mi pişman olsun, bilemedim.
Kafasının ambale olması konusunda ise RUSAMER gereken bütün kolaylığı sağlar. Bizim ihtisas alanımız zaten sağlam kafayı teslim alıp kafası patlak, fikri şaplak hâle getirmektir. Çatlak kafadan tokat gibi fikir çıkıyor malum.
Sizi bayıltma meselesine gelince… Orada kötü niyet yok. Kalburabastî Efendi’nin mizah anlayışında doz ayarı bulunmuyor. Güldüreyim derken hastayı bayıltıyor, sonra da başında bekleyip Bakın, yorum ne kadar etkili oldu diye övünüyor.
Bir dahaki yorumda meseleyi çözmeye çalışmayın; çünkü RUSAMER’de çözülen her meselenin yerine iki yeni mesele veriyoruz.
Sayfanızda bize ayırdığınız bu güzel köşe ve içten sözleriniz için gönülden teşekkür ediyorum Melahat Hanım.
Bu şiiri Türkçe bilmeyen bir yabancı okusa ve ben bunu anlayamadım bana tercüme eder misiniz dese ben sizi çağırırdım Adamcağız hem gülsün hem düşünsün kafası ambale olsun diye :) Baştan sona her şey çok naif esprili ve güzeldi de şu beni bayıltma çabanızın sebebini anlayamadım bir türlü inşallah bir dahaki yorumlarda çözmeye çalışacağım .
Sayfamın vazgeçilmezi beni güldüreneylendiren güzel yorumlarınız için çok teşekkürler selam ve saygılar komutanım
Yorumuma yanıt olarak gelen güzel yorum için de teşekkürler sonunda beni de kendinize benzeteceksiniz bu gidişle ama ben haddimi bilirim baş edemiyeceğim yarışa girmem sizinle kafası patlak fikri çatlak olmaktan korkarım iyi geceler komutanım bölüğümüz emrinizdedir :)
Türkçe bilmeyen yabancıyı bana göndermeyin Allah aşkına. Adam şiiri anlamadığına mı yansın, benim tercümeyi dinledikten sonra Türkçeyi niye öğrendiğine mi pişman olsun, bilemedim.
Kafasının ambale olması konusunda ise RUSAMER gereken bütün kolaylığı sağlar. Bizim ihtisas alanımız zaten sağlam kafayı teslim alıp kafası patlak, fikri şaplak hâle getirmektir. Çatlak kafadan tokat gibi fikir çıkıyor malum.
Sizi bayıltma meselesine gelince… Orada kötü niyet yok. Kalburabastî Efendi’nin mizah anlayışında doz ayarı bulunmuyor. Güldüreyim derken hastayı bayıltıyor, sonra da başında bekleyip Bakın, yorum ne kadar etkili oldu diye övünüyor.
Bir dahaki yorumda meseleyi çözmeye çalışmayın; çünkü RUSAMER’de çözülen her meselenin yerine iki yeni mesele veriyoruz.
Sayfanızda bize ayırdığınız bu güzel köşe ve içten sözleriniz için gönülden teşekkür ediyorum Melahat Hanım.
Bu şiiri Türkçe bilmeyen bir yabancı okusa ve ben bunu anlayamadım bana tercüme eder misiniz dese ben sizi çağırırdım Adamcağız hem gülsün hem düşünsün kafası ambale olsun diye :) Baştan sona her şey çok naif esprili ve güzeldi de şu beni bayıltma çabanızın sebebini anlayamadım bir türlü inşallah bir dahaki yorumlarda çözmeye çalışacağım .
Sayfamın vazgeçilmezi beni güldüreneylendiren güzel yorumlarınız için çok teşekkürler selam ve saygılar komutanım
tek kelimeyle muhteşem bir eser... ben günümün şiiri seçtim ama bu şiir her gün günün şiiri olası... gönülden tebrikler gönül güzeliğinizden dökülen ve tarihin Adını Asla yazmaktan vazgeçmeyeceği O yüce insanı bi hakkın anlatan kaleminize saygılar selamlar kıymetli Şairim
Beğeni ve güzel yorumunuzla artı değer kattınız şiirime sayfama Hele de günün ve tüm günlerin şiiri seçmeniz ayrı bir güzellik ve onurdu benim için çok teşekkürler selam ve saygılar şair dost
Beğeni ve güzel yorumunuzla artı değer kattınız şiirime sayfama Hele de günün ve tüm günlerin şiiri seçmeniz ayrı bir güzellik ve onurdu benim için çok teşekkürler selam ve saygılar şair dost
Atatürk’ün kişiliğini, zekâsını, cesaretini ve bağımsızlık idealini güçlü benzetmelerle tasvir etmiş Melahat hanımefendi. “Kartalla güvercin birlikte yaşardı” dizesi, onun mücadeledeki kararlılığıyla barışçı yönünü tek bir etkileyici görüntüde buluşturuyor. Ayağını topraktan, gözünü gelecekten ayırmayan bir lider olarak anlatılması; gerçekçilikle ileri görüşlülüğünün güzel bir özeti olmuş. Yanmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet, umudunu yitirmiş bir toplumdan bağımsız bir millet doğurması ise şiirin tarihî ve duygusal doruğunu oluşturuyor.
Şiirimin omurgası olan vurucu timi dizelerini bu kadar güzel anlayıp anlatmanız da şiirimin hedefine ulaştığını gösteriyor Harika yorumunuz için çok teşekkürler selam ve saygılar. Yılmaz bey.
Şiirimin omurgası olan vurucu timi dizelerini bu kadar güzel anlayıp anlatmanız da şiirimin hedefine ulaştığını gösteriyor Harika yorumunuz için çok teşekkürler selam ve saygılar. Yılmaz bey.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.