1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
40
Okunma
Bir zamanlar bir hükümdar vardı, adı Kârun’a eş,
Tahtı altından oyma, tacında binbir güneş.
"Benimdir" derdi toprak, "Benimdir mavi gökler,
Ben emredersem ancak doğar ve batar güneş."
Kibir giymişti zırh diye, merhamet ona eldi,
Sanırdı ki bu saltanat sonsuza kadar sürdü.
Sarayın bahçesinde yükselirken çığlıklar,
O sadece mermer taşın parıltısını gördü.
Bir derviş geldi bir gün, sarayın kapısına,
Baktı kralın kibirle parlayan tasına.
"Ey hükümdar!" dedi, "Aç kulağını dinle,
Bir miras kalacak sana, kendi aynandan başka."
"Bu yeryüzü nefesti, senden önce de vardı,
Senden önce koca şehirleri toprak sarıp yuttu.
Nice krallar geçti bu süslü kulelerden,
Ecel geldiğinde hepsi bir avuç kül oldu."
Hükümdar güldü; "Zaman benim kölemdir" dedi,
Zindanları gösterdi, surları işaret etti.
Derviş başını büktü, bir ah çekip içinden:
"Kör olan göz değilmiş, kararan kalpti" dedi.
Yıllar devrildi gitti, takvimler yaprak yaprak,
Ne o gençlik kaldı kralda, ne güç ne de şaşaa.
Bir gece ansızın gürledi karanlık gökler,
Ordular yetersiz kaldı, yıkıldı o ulu dağ.
Ne altın kaplı surlar durdurabildi eceli,
Ne de binlerce askerin kılıç tutan eli.
Yalnız kaldı hükümdar, o koca sarayında,
Titreye titreye bekledi karanlık gölgesini.
Giderken yanında ne tacı vardı ne tahtı,
Yalnızca bir kefenle kapandı kararmış bahtı.
O çok güvendiği mülk, o sarsılmaz krallık,
Bir gecenin içinde bir bir silindi, battı.
Şimdi o mağrur saray bir harabe, bir enkaz,
Rüzgâr eser içinde, ne bir ses var ne niyaz.
Duvarlarda yankılanır dervişin o son sözü:
"Dünya bir penceredir, her gelen bakar geçer;"
"Ne hükümdar kalır sabit, ne de tahtını seçer."
İbret alsın bu âlem, malın ve gücün düşüne,
Kimse hakim olamadı şu feleğin çarkına.
En büyük hükümdarlık bir gönle girmektir,
Varmadan yolun sonu, ecelin farkına...
Ufuk Güney
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.