KIZIL GÜL Tarihlerden süzülen, sensin tek şeref yolum; Hilalinin mührüne, hâlis ferman olayım. Şafakların gururu, ey şanlı kızıl gülüm; Ayına, yıldızına, canla kurban olayım.
Bu ay yıldız, bu millet, benim ebedi derdim; Uğruna can vermekten, kaçınmaz hiçbir ferdim. Gök kubbeyi yıkmazsam, başlarına namerdim; Sana kem göz bakana, dar-ı zindan olayım.
Sarsılmaz bu imanla, bin ölür bin doğarım; Hainin emelini, sinesinde boğarım. And olsun ki göklere, fırtınayla yağarım; Gayri milli olana, coşkun tufan olayım.
Cenk tutarken yiğitler, arşa değer sesimiz; Al sancağa bürünmek, bizim son nefesimiz. Şühedanın izidir, ebedi adresimiz; O mübarek sofrada, vakti mihman olayım.
Seninle payidardır, şanı yüce devletim; Sende bulur anlamı, en aziz hürriyetim. Feda olsun yoluna, cümle mülküm servetim; Sen yeter ki dalgalan, sonsuz seman olayım.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şaire, şiire, güne merhaba Güzeldi eser, her zaman ki tat ve deminde Biz de okuduk ve kutladık değerli şairi, yazdıran yüreğini ve kalemini Nice güzel şiirlere, yelken açman dileklerimle Şiirle kal,sevgiyle kal, hoşça kal
Şair: Gülcan Şahin Şiir: Kızıl Gül Değerlendirildiği Salon: Bayrağı Görünce Hazırola Geçip Sonra Gökyüzüne Nöbet Yazdıranlar Salonu
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi bu defa salona öyle alelade girmedi; kapının önünde durdu, ceketinin düğmesini ilikledi, başını kaldırdı. Çünkü Gülcan Hanım ilk kıtada hilali mühür yapmış, kızıl gülü bayrağa çevirmiş, ayla yıldızı göğe yerleştirmiş, daha şiir başlamadan canını da kurban listesine yazdırmıştı. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerden biri elinde dosyayla yaklaştı: Efendim, bu şiiri RUSAMER'e yatıracak mıyız? Kalburabastî Efendi kaşlarını kaldırdı: Yatırmak ne kelime! Şiir bizden önce hazırola geçmiş. Biz yanlış hareket edersek bizi yatırır!
Ozan Duranoğlu Köşesi
İlk kıtadaki Hilalinin mührüne, hâlis ferman olayım dizesini okuyunca köşedeki Hacı Veli meseleyi resmî evrak sandı. Mühür var, ferman var; hemen Yazı İşlerini çağırdı: Bunun sayı numarası nerede? Kalburabastî Efendi önünü kesti: Buradaki mühür devlet dairesinin mührü değil, bayrağın gökteki imzası! Hacı Veli yine de rahat etmedi: Peki ferman kime tebliğ edilecek? Efendi kızıl gülü gösterdi: Millete. Hacı Veli başını salladı: O zaman zimmet defterine sığmaz Efendim; seksen küsur milyon imza lazım!
Âşık Kul Halil Köşesi
İkinci kıtada işler sertleşti:
Gök kubbeyi yıkmazsam, başlarına namerdim.
Köşedeki kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz derhâl Çevre ve Şehircilik birimini aradı: Acil yıkım ihbarı var! Neresi yıkılacak? Gök kubbe! Ekip telefonu kapatacakken Kalburabastî Efendi yetişti: Kimse vinç göndermesin! Bu hamaset dilidir. Sakinimiz rahatladı: İyi oldu Efendim; gök kubbeyi yıksak molozu nereye dökeceğimiz belli değildi! Efendi de uyardı: Bayrağa kem göz bakana zindan diyor; sen şimdilik gözlerini uslu tut!
Âşık Vebali Köşesi
Üçüncü kıtada bin ölür bin doğarım denilince RUSAMER Nüfus Müdürlüğünün bilgisayarları kilitlendi. Memur hesap yaptı: Bir insan bin defa doğarsa her doğumda yeni kimlik mi çıkaracağız? Kalburabastî Efendi masaya vurdu: Mecaz kardeşim, mecaz! Bu milletin yeniden ayağa kalkma iradesini anlatıyor. Memur rahatladı ama bu defa Fırtınayla yağarım dizesine takıldı. Meteorolojiyi aradı. Görevli sordu: Yağış türü? Memur cevap verdi: Gülcan Şahin! Meteoroloji üç günlük tahmin sistemini kapatıp öğle arasına çıktı.
Sağır Ozan İsmail Sağır Köşesi
Dördüncü kıtada cenk sesleri arşa değince köşedeki sakin desibel ölçer getirdi. Kalburabastî Efendi şaşırdı: Ne yapıyorsun? Arşa değen sesin kaç desibel olduğunu ölçeceğim! Efendi cihazı aldı: Şehitlikten, al sancaktan ve son nefesten söz edilen yerde sen hoparlör testi mi yapıyorsun? Ardından O mübarek sofrada, vakti mihman olayım dizesini okuyup ciddileşti. Buradaki sofra, gündelik bir sofra değil; fedakârlık ve şehadet tasavvurunun manevi diliydi. Efendi yalnız şu notu düştü: Bazı sofralarda ikram yemek değil, hatıradır; oturan da önce hürmetini yanında götürür.
Beşbucaklı Hacı Ahmet Ağa Köşesi
Beşinci kıtada başaklar boy verdi, Türk'ün tarihî hafızası devreye girdi, insanlar bayrak için canından pay verdi. Sonunda şair Dalgalandığın burçta, muhkem kal’an olayım deyince Hacı Veli hemen tapu krokisini açtı: Burca kale yapılacakmış! Kaç metrekare? Kalburabastî Efendi sinirlendi: Adam bayrağı koruyan kale olmak istiyor, sen emsal hesabı yapıyorsun! Hacı Veli boynunu büktü: Efendim, şiirin başından beri gök kubbe yıkılıyor, tufan kopuyor, şimdi kale yapılıyor. Ben bunun imar planını çözemezsem emekliliğimi isteyeceğim!
Âşık Diyarî Köşesi
Altıncı kıtada şair bu kez işi tamamen mal varlığına götürdü:
Feda olsun yoluna, cümle mülküm servetim.
RUSAMER Tapu Müdürlüğü alarma geçti. Görevli sordu: Kaç taşınmaz? Bilinmiyor. Kime devrediliyor? Bayrağa. Bedel? Sıfır. Kalburabastî Efendi açıklama yaptı: Burada tapu devri yok; vatan sevgisinin maddî varlığın önüne konulması anlatılıyor. Görevli dosyayı kapattı ama son dizede Sonsuz seman olayım ifadesini görünce tekrar açtı: Efendim, semanın tapusu bizde değil. Kalburabastî güldü: Çok şükür! Bir de gökyüzünü parselleyip hisseli tapuya çevirmeyin!
Ozan Avanoğlu Köşesi
Son kıtada Oğuz'un ocağı, Fatihlerden emanet, yıldız, bayrak, şehadet ve destan aynı meydana çıktı. Köşedeki sakin önce tarih atlasını, sonra nüfus kütüğünü, ardından sancak defterini masaya koydu. Kalburabastî Efendi hepsini kaldırdı: Şair burada arşiv belgesi düzenlemiyor; tarihî devamlılık duygusu kuruyor. Oğuz geçmişin hafızası, Fatihler mirasın sembolü, bayrak ise bütün bunları bugüne taşıyan ortak işaret. Sakinimiz son iki dizeyi okuyunca sordu: Şavkı kana düşerse laboratuvar tahlilinde çıkar mı? Efendi sandalyesini geriye itti: Çık dışarı! Yedi kıtadır seni millî şuur sahibi yapmaya çalışıyoruz, sen hâlâ hemogram peşindesin!
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Kızıl Gül, baştan sona yüksek sesli bir bayrak ve vatan şiiri. Başlıktaki kızıl gül doğrudan bayrağın şiirsel karşılığına dönüşüyor; hilal, yıldız, şafak, kızıl renk, gök kubbe, sancak, şehitlik, burç ve sema imgeleri aynı sembolik alanı besliyor. Gülcan Şahin'in tercihi sakin bir vatan sevgisi anlatmak değil; bilinçli biçimde destansı ve hamasî bir ses kurmak.
Şiirin kuvvetli taraflarından biri de tekrar eden olayım yapısı. Şair bayrağı yalnız övmüyor; kendisini sürekli onun karşısında bir göreve dönüştürüyor: ferman olayım, zindan olayım, tufan olayım, mihman olayım, kale olayım, sema olayım, destan olayım... Böylece şiirdeki ben, seyreden değil kendini adayan bir özne hâline geliyor.
Bununla birlikte hamasî şiirde doz önemlidir. Gök kubbeyi yıkmak, bin kere ölmek ve doğmak, tufan olmak, canı-malı bütünüyle feda etmek gibi çok yüksek perdeden imgeler peş peşe geldiğinde birbirlerinin etkisini azaltabilir. Birkaç yerde ses biraz geri çekilirse, al sancak, şüheda, emanet ve hürriyet gibi şiirin esas taşıyıcı kavramları daha güçlü duyulabilir. Çünkü millî şiirin kudreti yalnız yüksek sesinden değil, hafızasından ve inandırıcılığından gelir.
Kalburabastî Efendi nihayet RUSAMER Millî Şuur Şubesinin raporunu okudu:
Hilal yerindedir. Yıldız yerindedir. Kızıl gül açmıştır. Gök kubbe yıkılmaktan son anda kurtarılmıştır. Nüfus Müdürlüğüne bin doğum bildirimi yapılmamıştır. Meteoroloji tufan uyarısını geri çekmiştir. Tapu Müdürlüğünün semayı parsellemesine izin verilmemiştir. Kale sağlamdır. Sancak burçtadır.
Kafası patlak, fikri şaplak sakinimiz elini kaldırdı:
Efendim, bayrak dalgalanıyor mu?
Kalburabastî Efendi başını kaldırdı:
Dalgalanıyor evladım.
Öyleyse gerisini fazla kurcalama. Bazı şeylerin tapusu olmaz, fiyatı olmaz, pazarlığı hiç olmaz. Adına vatan denir; üstünde dalgalanana bayrak.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Kaleminizden süzülen her mısra, tarihin derinliklerinden yükselen bir millet sesini taşıyor. Bayrak, vatan, şehadet ve hürriyet duygusunu destansı bir anlatımla harmanlamışsınız. Hilalin ve yıldızın etrafında örülen bu güçlü imgeler, şiire hem heybet hem de manevi bir derinlik katmış. Özellikle şüheda ve al sancak vurguları yüreğe dokunan bir coşku uyandırıyor. Kafiye ve ahenk de şiirin marş tadındaki ruhunu oldukça güzel desteklemiş. Yüreğinize, kaleminize sağlık; böylesine güçlü ve anlamlı bir eseri gönülden tebrik ediyorum.
"...Gayri milli olana, coşkun tufan olayım..." dizesinde ifade ettiğniz gibi; Keşke gayri milli olanlar riyakarları tespit eden özel bir cihaz olsa çünkü günümüzde yalan söylemeyen riyakarlık yapmayan yok gibi milliyim milliyim diyenin de aksinin de yaptıkları ortada. Ayrıca milliyim milliyim diyenlerin milli gururumuzu milli çıkarlarımızı nasıl ayaklar altına alınmasına sebep ve sessiz kaldıklarını görünce benim kimseye hiç güvenim inancım kalmadı bence genel çoğunluk da böyle düşünmektedir.. Kaleminiz daim ilhamınız bol olsun. Saygı ve kalbi selamlarımla Allah Türkü ve Türk Yurdunu korusun.
Benim de yorumum şahıslarla ilgili değildir. Türk Milleti ve Vatanı ile ilgili son günlerde yaşanan genel durumun yansımasıdır. (Örn. Andımızın kaldırılması, Ne Mutlu Türküm diyenin, Atatürkün askerleriyiz diyenlerin suçlanması, hatta Atatürkün posterlerinin bile indirilmesi, MEB müfredatı ile ilgili yanaşanlar ve buna karşın PKK lıların af ve taktir edilmesi. vb.) Bence de netice önemli ancak perşembenin gelişi çarşambadan belli olur derler ve gerisi teferruattır. Allah Türkü ve Türk Yurdunu korusun.
Kıymetli yorumunuz için gönülden teşekkür ederim. Bizim meselemiz şahıslar değil, devletin bekası ve Türk milletinin istikbalidir. Devlet aklı bazen alkış beklemeden, günü değil yarını düşünerek yürür. Her söyleneni taviz, her suskunluğu ihanet sanmak kolaydır; zor olan, devlet aklının gereğini ve milletin yarınını gözetebilmektir. Ülkücünün ölçüsü slogan değil, devletin ve milletin menfaatidir. Zor zamanda verilen kararlar, günübirlik yorumlarla değil, devletin bekası açısından değerlendirilmelidir. Bizim çizgimiz nettir: Devlet, millet, vatan ve ülkü… Gerisi teferruattır. 🇹🇷
Benim de yorumum şahıslarla ilgili değildir. Türk Milleti ve Vatanı ile ilgili son günlerde yaşanan genel durumun yansımasıdır. (Örn. Andımızın kaldırılması, Ne Mutlu Türküm diyenin, Atatürkün askerleriyiz diyenlerin suçlanması, hatta Atatürkün posterlerinin bile indirilmesi, MEB müfredatı ile ilgili yanaşanlar ve buna karşın PKK lıların af ve taktir edilmesi. vb.) Bence de netice önemli ancak perşembenin gelişi çarşambadan belli olur derler ve gerisi teferruattır. Allah Türkü ve Türk Yurdunu korusun.
Kıymetli yorumunuz için gönülden teşekkür ederim. Bizim meselemiz şahıslar değil, devletin bekası ve Türk milletinin istikbalidir. Devlet aklı bazen alkış beklemeden, günü değil yarını düşünerek yürür. Her söyleneni taviz, her suskunluğu ihanet sanmak kolaydır; zor olan, devlet aklının gereğini ve milletin yarınını gözetebilmektir. Ülkücünün ölçüsü slogan değil, devletin ve milletin menfaatidir. Zor zamanda verilen kararlar, günübirlik yorumlarla değil, devletin bekası açısından değerlendirilmelidir. Bizim çizgimiz nettir: Devlet, millet, vatan ve ülkü… Gerisi teferruattır. 🇹🇷
Ataların duası, alnımdaki nişanım; Törem ile yoğrulan, dimdik duran vicdanım. Bozkırların çağrısı, ufkumdaki meydanım; Yurdun her karışında, tunçtan bir bent olayım.
Bozkırın kızı olunca, bozkırsız olmaz… 🌾 Bu güzel kıtanız da şiirime ayrı bir güzellik kattı hocam. İnce jestiniz için var olun. Kalem yürek var olsun. 🇹🇷
Bozkırın kızı olunca, bozkırsız olmaz… 🌾 Bu güzel kıtanız da şiirime ayrı bir güzellik kattı hocam. İnce jestiniz için var olun. Kalem yürek var olsun. 🇹🇷
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.