0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
35
Okunma
Gümüş bir halkanın yörüngesinde,
Dev bir gaz devinin soluk gölgesinde
Döner o uydu;
Ne toprağı bizim toprağımız,
Ne göğü bizim mavi ufkumuz
Orada yaşam, silisyum ve kristalden bir doku,
Ne et taşırlar kemik üstünde, ne de bir koku.
Saydam gövdelerinden geçer morötesi ışık,
Düşünceleri birer elektrik akımı gibi karmaşık.
Acıkmazlar ekmeğe, suya, buğdaya;
Beslenirler uydunun bağrındaki manyetik alandan.
İçerler gezegenin radyasyonunu yudum yudum,
İhtiyaç duymazlar ne bir sofraya ne zamana.
Üremeleri bir kavuşma değil, bir parıltı transferi;
İki varlık yan yana gelir de yakalar o anı,
Zihnindeki en güzel deseni aktarır diğerine,
Ve kristal bir tohuma dönüşür bu ışık harmanı.
Toprağın bağrında filizlenir yeni bir beden,
Şeffaf, sessiz ve kusursuz bir mimariyle.
Doğum dedikleri; bir ışığın ilk kez kırılmasıdır,
Kendi formunu bulmasıdır o derin emareyle
Ölüm ise bir son değil o uyduda,
Sadece enerjinin serbest kalması...
Kristal bedenleri dağılır ince bir toza,
Ruhları döner gaz devinin fırtınalı halkasına.
Ne gözyaşı dökülür arkalarından ne yas tutulur,
Çünkü bilirler; ışık kaybolmaz, sadece yol değiştirir.
Bizim "son" dediğimiz o soğuk karanlığı,
Onlar devasa bir şarkıyla gökyüzüne birleştirir.
.
Mustafa yaman
04 ağustos 2026
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.