0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
13
Okunma
Cilo Dağları’nın puslu zirvelerinde dondu kaldı zaman,
Zap Suyu çağlar da döver o dar ve keskin kayalıkları.
Hakkâri’nin bu dondurucu ayazında, zifiri gece yarısı,
Beni teslim ettin bu içinden çıkılmaz, karanlık borçlara!
Sümbül Dağı’nın gölgesi düşerken kentin üzerine,
Bir dertli kurşun gibi saplandı içime senin o son gidişin.
Biz seninle bu yüksek yaylalarda bir ömür sürecektik,
Hiç mi sızlamadı için ulan, neydi benimle o bitmeyen işin?
Ters laleler boyun büker dağların kuytu yamacında,
Hüzün damlar kırmızı yapraklardan, tıpkı gözlerim gibi.
Sen ellerin bahçesinde al güller dererken gamsızca,
Ben bu dağlarda savruldum durdum bir fırtına çalı gibi.
Şemdinli’nin yeşil vadilerine sis çökerken seher vakti,
Bir bağlamanın teline vurur ozan, inler derinden.
Hangi kadehi devirsem bu yalnızlık masasında tek başıma,
Kâr etmez hiçbir şey, vurdun ya beni ulan tam da en derinden!
Yüksekova’nın düzünde fırtına kopar, yollar kapanır karla,
Bir cigara yaktım, dumanı yükseldi o buz kesen göğe.
Sana bağırdım da dağlar yankılandı senin yerine,
Düşürdün beni bu genç yaşımda bu devasız, acı kedere.
Zap Suları şahittir bu mağrur adamın dökülen gözyaşına,
Karlar erir de akıp gider, benim içimdeki ateş sönmez.
Bu yüksek dağların ayazı vurur yüzüme gece boyunca,
Bana bıraktığın bu hüsranı artık hiçbir bahar örtmez.
Söz bitti, Hakkâri’nin taş evlerine çöktü kapkara gece,
Yüregimdeki fırtına durmaz, savurur durur küllerimi.
Sen unuttun o kanlı yeminleri, o eski akşamları,
Bıraktın bu sarp kayalıklarda çaresizce tutan ellerimi.
Dönüp bakmam artık geriye, rüzgâr alsın götürsün adını,
Ben ise taşıdım bu ağır yükü mezara kadar tek başıma!
Cilo’nun buzunda yanan bu sevdadan geriye ne kaldı ki?
Bir garip feryat düştü işte Hakkâri’nin soğuk taşına...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.