0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
36
Okunma
(Batman’dan Gel Batmanlım türküsünden ilhamla...)
Gece yarısını çoktan devirdi saat,
Gözlerimde Raman Dağı’nın o simsiyah dumanı,
Yüreğimde dinmek bilmeyen asi bir fırtına…
Sokaklar çoktan susmuş, caddeler boşalmış,
Kırık sokak lambaları cılız, hastalıklı bir sarıya kesmiş bu yabancı şehirde.
Ben yine senin o uzak, o mağrur, o başı dik kentinin hayaliyle tutuşuyorum.
Kendi kendime sorup duruyorum gecenin bu zifiri köründe:
Kaç kilometre çeker ki bir adamın yüreğini dağlayan sevdasının mesafesi?
Dicle’nin nazlı, o kederli suyu kaça böler usulca bir adamın uykusunu?
Hangi kantar tartar, hangi terazi çeker bu göğsüme bir kaya gibi oturan ağır yalnızlığı?
Sen oradasın…
Petrol kokulu o sert, o hırçın rüzgârların savrulduğu yerde,
O dik duruşlu, o sıcak kanlı Batman’ın tam kucağında.
Ben ise burada, gurbetin ve sensizliğin zindan gibi ortasında,
Bir çay bardağının buğusuna sığdırmaya çalışıyorum koskoca bir ömrün hasretini.
Her yudumda boğazıma bir kurşun gibi takılan senin adın,
Her nefeste ciğerimi yaran, aklımı başımdan alan o tanıdık, o asil sesin…
Aşk dediğin nedir ki zaten gülüm, söylesene?
İki harita noktası arasında, bitmek bilmeyen yollarda asılı kalmak değil mi?
Gece vakti bir otobüs camına başını yaslayıp iç çekmek,
Bir bilet koçanıyla bütün gençliğini, bütün hayallerini gözünü kırpmadan takas etmek değil mi?
Ama yetmiyor işte, vallahi yetmiyor…
Ne cebimde sakladığım o sararmış mektuplar kurutuyor gözümün yaşını,
Ne de tellerden süzülüp gelen o kuru, o soğuk sesin sarabiliyor şu kanayan derin yaramı.
Sen herif, sen hâlâ bilmiyor musun bu canın sana nasıl yandığını?
Sırf senin geçtiğin o tozlu yollara zarar gelmesin diye bu şehri ateşe vermediğimi?
Şimdi ben buradan; bütün geceye, bütün mesafelere ve bu kalleş kadere inat bağırıyorum:
Topla diyorum heybeni! Topla o çocuksu, o masum gülüşlerini!
Bırak o sıcak caddeleri, bırak Hasankeyf’in sulara gömülen o hüzünlü gölgesini.
Bir türkü gibi düş yollara gencecik ömrünle,
Bir deli rüzgâr gibi, dağlardan kopan bir çığ gibi esip gel!
Batman’dan gel ey benim sert bakışlım, ey benim mağrur gururum!
Batman’dan gel de, dindir artık şu bağrımdaki amansız yangını.
Gelişin bir bayram havası, bir bereket olsun bu çorak toprağıma.
O sıcacık gülüşün baharları taşısın şu yıkık dökük, kapkaranlık odama.
Gözlerinde Hasankeyf’in o bin yıllık kadim tarihi dursun,
Yüreğinde Dicle’nin o hırçın, o kimseye eğilmeyen, o asi akışı olsun…
Gece uzuyor, vakit tükeniyor, masamda tütünüm son dalına dayanıyor.
Söyle, gelmeyeceksen eğer ben hangi otobüsün bagajına yükleyeyim bu ağır sevdalığı?
Hangi muavine, hangi gece şoförüne teslim edeyim sana birikmiş bu öfkeli sitemlerimi?
Çünkü ben artık eksik yaşıyorum, yarım nefes alıyorum bu gurbet elinde.
Bir yanım devrilmiş bir çınar gibi burada kök salmaya çalışıyor,
Bir yanım çoktan yola çıkmış, Batman’da kalmış…
Görüyorsun işte; gecenin bu saatinde şiirler bile sana çalışıyor, mısralar sana koşturuyor peş peşe.
Sana yazılan her satırda bir otobüs korna çalıyor gecenin derin sessizliğinde.
Kırma bu kalemi, uzatma bu sürgünü, bitir artık mesafelerin bu ucuz fiyakasını.
Al yanına o sana yakışan yalnızlığını da,
Uzatma yarım kalan, yarası açık bu hikâyemizi…
Batman’dan gel Batmanlım…
Gel de, şu garip yürek artık kendi memleketine, kendi ana kucağına kavuşsun!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.