0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
22
Okunma
Sınırsız
Her insanın içinde,
adı hiçbir dile çevrilemeyen bir gökyüzü vardır.
Orada ne sınırlar çizilidir
ne de yasaklar.
Bir kuş kanadını ilk kez açarken
kimden izin ister?
Bir dere, denize kavuşmak için
hangi kapıyı çalar?
Rüzgâr, hangi ülkenin vatandaşıdır?
Ve bulutlar,
hangi göğün tapusunu taşır?
Öyleyse neden insan,
kendine çizilen çemberlerde
ömrünü tüketir?
Bir ömür boyunca
başkalarının aynasında yüzünü arar.
Alkışları mutluluk sanır,
suskunluğu yenilgi.
Oysa en büyük sessizlik,
kendi sesini duyamamaktır.
Bir gün gelir...
İçinde bir kapı aralanır.
Hiç kimsenin açmadığı,
yalnızca yüreğin bildiği bir kapı.
İşte o eşikte
korkular yavaş yavaş adını unutur.
Kaybetmek eskisi kadar ağır gelmez.
Çünkü insan anlar;
her kaybediş,
kendine doğru atılmış gizli bir adımdır.
Toprak,
üzerine düşen her yaprağı bağrına basar.
Deniz,
kendine akan hiçbir nehri sorgulamaz.
Gökyüzü,
uçan kuşun rengini seçmez.
Doğa,
kimseyi kendine benzetmeye çalışmaz.
İnsan da bir gün
doğadan öğrenir bunu.
Olduğu gibi açmayı yaralarını,
olduğu gibi sevmeyi,
olduğu gibi gülmeyi.
Çünkü kusursuzluk,
yalnızca taşların hayalidir.
İnsan ise
çatlaklarından ışık sızan bir kandildir.
Ne kadar yürünürse yürünsün,
varılacak en uzak yer
insanın kendi içidir.
Orada çocukluğun sesi vardır,
unutulmuş düşlerin kokusu,
yarım kalmış sevinçler,
sessizce bekleyen cesaret.
Ve bütün yollar
eninde sonunda
o kapıya çıkar.
Hayat,
kimsenin eline verilmiş bir cevap anahtarı değildir.
Herkes kendi sorusuyla büyür,
kendi yanlışıyla olgunlaşır,
kendi acısıyla incelir.
Bu yüzden
hiçbir yağmur sonsuza kadar sürmez.
Hiçbir gece,
güneşi unutturacak kadar güçlü değildir.
Yeter ki insan,
içindeki ışığı
başkasının karanlığına emanet etmesin.
Özgürlük...
Bazen bir bavulu alıp gitmektir,
bazen hiçbir yere gitmeden
eski korkularını geride bırakmak.
Bazen haykırmaktır,
bazen de kimse duymasa bile
hakikati fısıldayabilmek.
Ve mutluluk...
Belki de büyük zaferlerde değil,
sabahın ilk ışığında,
bir ağacın gölgesinde,
sevilen bir sesin sıcaklığında,
yüreğin kendine "iyi ki" diyebilmesindedir.
Çünkü insan,
dünyaya yalnızca yaşamak için değil,
kendini keşfetmek için gelir.
Her düşüş biraz öğretir,
her kalkış biraz büyütür.
Her ayrılık başka bir kavuşmanın,
her gözyaşı başka bir gülüşün habercisidir.
Sonunda anlaşılır ki;
Gökyüzü kimseye ait değildir.
Deniz kimseyi ayırmaz.
Rüzgâr hiçbir ismi ezberlemez.
Öyleyse insan da
kendi ruhunu zincire vurmasın.
Varsın yollar uzun olsun...
Varsın mevsimler değişsin...
Varsın zaman, saçlara ak düşürsün...
Yeter ki yürek,
kendine yabancı kalmasın.
Çünkü bu dünyadan geriye
ne kurulan tahtlar kalır,
ne biriktirilen alkışlar.
Geriye yalnızca şu kalır:
Bir insanın,
kendi hakikatine ne kadar sadık yaşayabildiği...
Ve belki de en büyük özgürlük budur;
Kimseye benzemeden,
kimseyi küçümsemeden,
kimsenin gölgesi olmadan...
Kendi göğünün altında,
kendi rüzgârıyla,
kendi ışığıyla
yürüyebilmek...
21Agustos2026Göcek Fethiye
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.