9
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
90
Okunma

Güneş,
günün yorgunluğunu omuzlarından indiriyor
ufkun kızıl eşiğine.
Gökyüzü genişliyor akşama doğru;
mavinin içinden turuncu,
turuncunun içinden mor
sessizce doğuyor.
Uzak tepeler
birer gölgeye dönüşürken
deniz, göğün son ışıklarını
kırık aynalar gibi taşıyor üzerinde.
Kıyıda bir dalga
taşa dokunup çekiliyor.
Bir başkası geliyor ardından.
Sanki dünya,
kendini unutmamak için
aynı cümleyi tekrar ediyor.
Oysa zaman
hiçbir şeyi tekrar etmiyor.
Bir gün daha eksiliyor ömrümüzden;
bir çocukluk sesi,
bir eski evin penceresi,
çoktan susmuş birinin gülüşü
akşamın derinliklerinde
yeniden beliriyor.
Bir kuş sürüsü geçiyor göğün içinden.
Nereye gittiklerini bilmiyorum;
ama bazen insanın da
bir yere varmak için değil,
geride bıraktığı şeylerden uzaklaşmak için
kanatlanması gerektiğini düşünüyorum.
Akşamın serinliği
ağaçların yapraklarına dokunuyor.
Karanlık henüz başlamamış;
ama ışık,
çekileceği yeri biliyor.
İşte tam o anda
ufukta küçücük bir ateş kalıyor.
Ne gece onu söndürebiliyor
ne uzaklık onu silebiliyor.
Belki hayat da
böyle bir şeydir;
Gidenlerin,
bitmiş sanılanların,
yarım kalmış cümlelerin arasında
insanın içinde
kimsenin göremediği bir ışık kalır.
Gün batıyor…
Ufuk,
göğün avucunda kalan son ışığı
geceye bırakıyor.
Ben bakıyorum yalnızca;
ne giden güne üzülüyorum
ne gelen geceyi bekliyorum.
Çünkü artık biliyorum:
Her akşam,
hayatın bize bıraktığı sessiz bir imzadır;
ışık çekilir,
ama gökyüzü karanlığa teslim olmaz.
Ve belki insan da
tam günün sustuğu yerde
kendi içindeki sabahı bulur.
Pakize Özbaş
mavikatre 💧
Gönen 🌿
5.0
78% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.