29
Yorum
26
Beğeni
5,0
Puan
229
Okunma

Bir yol vardı
haritalarda adı olmayan,
ama insanın içine çizilmişti.
Ben o yola
bir sabahın serinliğinde çıktım;
yanıma biraz gökyüzü,
bir avuç toprak,
bir de çocukluğumdan kalma
ince bir türkü aldım.
Sabah, dağların alnına
ışıklı bir mühür bırakıyor,
güneş yeryüzüne
altın bir selam gönderiyordu.
Yollar uzadıkça
dünya çoğaldı içimde.
Bir çeşmenin başında
suyun sesini dinledim;
dağların birbirine söylediği
eski bir türkünün
nakaratı gibiydi.
Su, taşlara değdikçe
toprağın hafızasından
unutulmuş bir kelimeyi çıkarıyor,
yeniden söylüyordu.
Sonra bir köy geçti gözlerimden,
bacasından yükselen duman
göğe yazılmış bir mektuptu sanki.
Pencerelerde akşamın ışığı,
avlularda gül kokusu…
Her ev
başka bir hikâyenin kapısıydı.
Her kapının eşiğinde
başka bir hayatın sıcaklığı,
başka bir türkünün
ilk hecesi saklıydı.
Yol hikâyelerine en çok türküler eşlik eder;
çünkü yolların da bir hafızası vardır.
Geçtiğin yerde bir ezgi bırakır,
duyduğun türküden bir yol alırsın.
Böylece insan,
yürüdüğü yollar kadar
söylediği türkülerden de oluşur.
Ben yürüdükçe
türküler çoğaldı.
Kimi bir yaylanın rüzgârından,
kimi sarı başakların arasından,
kimi de bir annenin
çocuğuna söylediği
yumuşacık ninniden süzüldü.
Kimi kavak yapraklarının
ince titreyişine karıştı;
kimi göğün mavisinde
uzun bir ezgi gibi yayıldı.
Anladım;
Yol yalnızca gidilen yer değildir.
İnsanın kendine bıraktığı
uzun bir cümledir.
Her adım
o cümlenin başka bir kelimesi,
her türkü
gökyüzüne bırakılmış
bir virgül…
Bazen insan
uzun yollar yürür de
vardığı yerin
kendi içi olduğunu anlar.
Ve insan
bazen bir şarkının içinde
kendi sesini bulur.
Bir dağın yamacında
güneşin toprağa değdiği yerde
durup baktım.
Dünya,
sanki büyük bir sazın
sonsuz telleri üzerinde
sessizce çalıyordu.
Gökyüzü mavi bir saz,
rüzgâr görünmeyen tellerine
dokunan görünmez bir eldi.
Rüzgâr
ağaçların yapraklarını çevirdi,
kuşlar göğe birkaç nota bıraktı,
uzakta bir değirmen
zamanı öğütüyordu.
O anda öğrendim;
dünya bazen susarak da
şarkı söyleyebiliyordu.
Ben de
içimde biriken bütün yolları
bir türküye emanet ettim.
Çünkü bazı yollar
varılacak yere değil,
varılacak insana götürür.
Bazı türküler
dinlenmez yalnızca;
insanın içine yerleşir.
Kimi bir pencerenin önünde
akşam ışığı gibi kalır,
kimi bir bahçede açan çiçek gibi
gönlün sessiz yerine dokunur.
Ve bazı yol hikâyeleri
kitaplarda yazmaz.
Bir taşın sıcaklığında,
bir çınarın gölgesinde,
bir fincan kahvenin buğusunda,
bir dostun gülüşünde
sessizce büyür.
Bazen yağmurdan sonra
toprağın yükselttiği kokuda,
bazen uzaklardan gelen
bir tren sesinde,
bazen de tanımadığın birinin
sıcak selamında
kendini anlatır.
Belki de hayat budur:
Yürümek…
görmek…
duymak…
biriktirmek…
Bir gökyüzünü gözlerine,
bir yolu gönlüne,
bir türküyü hafızana
emanet etmek…
Sonra bir gün
başını gökyüzüne kaldırıp
şunu söylemek:
“Ne güzel bir yoldu
ve ne güzel türküler biriktirdim.”
Belki insanın en büyük zenginliği
vardığı yerler değil,
yolda içine aldığı
gökyüzleri, türküler
ve hikâyelerdir.
Yol hikâyeleri bitmez.
Çünkü insan yürüdükçe
hayat yeni bir türkü söyler.
Yollar usansa bile
türküler usanmıyor;
çünkü bazı ezgilerin
varacağı yer yoktur.
Onlar yürür…
yoldan yola,
gönülden gönüle.
Yollar usansa da,
türküler yoluna devam eder. 🎶🌿
2.9.2026
Pakize Özbaş
mavikatre 💧
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.