4
Yorum
14
Beğeni
0,0
Puan
117
Okunma
(Yaşanmış aşk hikâyesi dir)
Belki
Helâkim an meselesidir
Günyüzü görmemiş sevdamın
Şimdi;
Yüzünün göğü ile Allah’ın göğü arasında gidip geliyorum.
Dilimde tüyü bitmemiş sevdam
Ey Aşk;
Dudaklarımda şiirden yaralar
Bende şairdim
Şiir gözlerine düşmeden
Hep geç kalıyorum bir önceki günden
Sonraki güne
Rutubetli zaman içerisinde yeşeren ümitlere..
Her bir harf umuda rüşvettir
Bu kalbe sol ayakla girildi.
Batıl bir inanca göre; uğursuzluktur.
Gök kuşağında gri yoksa
Bunda siyahın bir suçu yoktur.
Liya
Sevdanın dikişlerini söken bir rüzgârla
gecenin ağır örtüsü altında
annesiz kalmış çocukların uykusuna benzeyen
bir sessizlik taşıyorum içimde
kimse bilmedi hangi kapının ardında büyüdüğümü
hangi gecede adımı unuttuğumu
hangi sabah kendimden eksilerek dünyaya bırakıldığımı
Kırıldım
sesimi içimde tuttum
insan bazen kendi feryadından ürker
bir ses yükselirse içinden
yıllarca ayakta tuttuğu duvarların çökeceğini bilir
Kalbimin tavan arasında eski sandıklar duruyor
içlerinde sana değmiş mektupların kokusu
yarım kalmış bakışların gölgesi
çocukluğumdan kalma bir mendilin kıvrımında
uyuyan hüzün
Kimi geceler alnıma bir öpüşün serinliği düşüyor
kimi geceler uzak bir silah sesiyle parçalanıyorum
hangisinin daha derin olduğunu bilmiyorum
acıların birbirine üstünlüğünü ölçmeden
Bir sabah zamanı avuçlarımda tuttum
kalbimi susturdum
bir kadın sustuğunda yalnız kendi hikâyesini gömmez
annesinden kalan gölgeleri
kızından sakladığı korkuları
yıllarca taşıdığı yaraları
doğmamış bir hayatın bütün ihtimallerini de gömer
Ben orada bir şiir kuruttum
kirpiklerimde kopmuş denizlerin tuzu
saçlarımda uzak köylerden gelen eski ezgiler
Gülüşüm ağlarken büyüdüm
sen uykunun en derin yerine çekildin
içimde sana ayrılmış odayı kapatıp gittin
Omuzlarından dökülen sessizlik
susuz toprağın altında yol arayan su gibiydi
yüzüne baktığımda
gözlerinin ardında kırılmış aynalar gördüm
her parçasında başka bir sen
her parçasında sana ulaşamayan başka bir ben
Yaralarımdan süzülen acı
avuçlarımda ağırlaşan eski bir suya dönüştü
Aşktan söz ettiğim yerde aynalar çatladı
sana değen iç sesim dar bir odaya sığmadı
harfler yan yana dursa bile
içimde taşan acıyı taşıyamadı
Gece gözyaşlarımı temiz bir sayfaya bıraktığında
sen rüyalarımın kıyısından yeniden geçtin
Seni sessizliğin en derin yerinden sevdim
kimsenin görmediği bir suç gibi
adı konmamış bir yazgı gibi
kendime bile söylemekten kaçındığım
derin bir yara gibi
Rüzgâr saçlarımda sürgünde kalmış bir yolcuydu
kokun gecenin içine saklanmış eski bir mühür
yüreğimin duvarlarına yollar çizdi
girilmesi yasak şehirler
dönülmesi imkânsız yollar
yalnızlığın beklediği istasyonlar
Dudaklarımın kıyısında kanayan bir suskunluk
Bir gün gözyaşlarımı parmak uçlarıma sürdüm
haykırışlarımı taş duvarlara bıraktım
insanlar baktı
hiçbiri içimde büyüyen yangını görmedi
Kaç kez yandım bilmiyorum
tek bir gülüşüne ulaşmak için
kaç geceyi sabaha çevirdim
kaç sabahı yeniden geceye gömdüm
Sana geldiğim gün
saçlarımda iç savaşlardan kalma toz vardı
sokak lambaları gördü beni
gecenin ortasında yürüyen bir kadının
kendi kalbine varmak için geçtiği yolları
İçimde çatlayan toprağa
gülüşünden düşen kıvılcımlarla tohum bıraktım
bekledim
Yeşermedi
Gökyüzü uzun zaman üzerime
senin ardından kalan külü indirdi
her sabah biraz daha gri uyandım
her akşam kendimden biraz daha eksildim
Seninle tamamlanmamış bir yerde
bir şehir hâlâ yanıyor
sokakları pişmanlık
pencereleri bekleyiş
Üzerime çöken zamanın altında
yavaşça kül oldum
ellerim titredi
içimde taşıdığım güven uzak bir kıyıya çekildi
senden sonra kendime bile sığınamadım
Gözlerimi kapattığımda
uzaklardan bir şehir uğultusu geliyor
Ey dudak kıyısında sustuğum
ey gözlerimin yönünü değiştiren adam
şimdi yüzün bende
kefen soğukluğunda bir hatıra
Dua etmeyi unuturken
İnancım titriyor
Ayet tutmuyor kalbime hiçbir dua
Seninle tükenmiş bir mabette
Kendi içime sürgün oldum
İçimde hâlâ kül çiçekleri açıyor
her biri senden kalan başka bir yara
dilim seni unutmayı öğrendi
Meğer
sevmeyi bilmeyen bir kalbin
En sefil, yorgun yerinden sevmişim
kendimi kaybetmeyi
sevmenin başka biçimi sanmışım
Şimdi biliyorum
bazı ayrılıklar takvimlere uğramaz
hiçbir kapıya tarih düşmez
bazı bekleyişler insanın göğsünde yaşlanır
Yüzümden sana ait bütün gölgeleri söküyorum
Bir şiir daha ölmesin
bazı yaralar yazıldıkça kapanır
bazı geceler anlatıldıkça sabaha döner
bazı kadınlar küllerinin içinden
kendi adımlarını yeniden bulur
Ben artık o kadınım
bana bıraktığın yangının içinden geçtim
küllerimi omuzlarımdan silkeledim
Küllerime dokunanın ellerinde
yalnız yanık kalmaz
susturduğum bütün yıllar uyanır
Liya
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.