7
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
68
Okunma
Zamanın hükmünü yitirdiği o kör saatlerde,
Şehir kendi kabuğuna çekilir, lambalar yorgun.
İşte tam bu demde başlar ruhumun kıyameti,
İçimde gürültüsüz bir kırılmadır bu ince sızı.
Sözcüklerin sığındığı o mutlak sükût,
Genişleyen bir uçurum gibi yutar çaresizliğimi.
Hani göğsünün tam merkezine ağır bir keder oturur ya,
Nefes alsan tenine batar, almasan ömrünü boğar.
O dilsiz ağırlık, gölgesini bırakmaz sabaha dek,
Hangi yöne sığınsan, sitemi biraz daha katlanır.
Anlarsın ki her firar, kendi zindanına yürümektir,
Yüzleştiğin her hatıra, geçmişin infazıdır artık.
Duvarların sessizliğinden damlayan o karanlık nehir,
Taşır rıhtımıma, zihnimde unuttuğum ne varsa.
İnsan en çok kendi içindeki o gurbetten korkarmış,
Dışarıda rüzgâr üşür, içerde ise o eski yara sızlar.
Zaman, dertlerin mutlak şifası değilmiş meğer,
Sadece mesafeler ekliyormuş insanın acısına.
Mevsimler devrilir, şafak söker, herkes kendi yoluna gider,
Yüreğin sarp yamaçlarında o yangın, kalır olduğu yerde.
Zaten ömür hikayesi de bu sessiz vedadan ibaret,
Hoyrat heveslerin, mağrur yenilgilerle bitişi.
Şimdi avucumda kalan, zamana mağlup bir avuç enkaz,
Ve mısraların en kuytusunda, o hiç geçmeyen sızı.
Tamer KARAKAŞ
09.08.2026
KASTAMONU
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.